7 Mayıs 2016 Cumartesi

Bazıları ise patatesin ışık saçanını tercih ediyor


           Yemekte kullanmak için patates almak üzere kilere gittim. Birkaç patatesin çimlendiğini/filizlendiğini gördüm. Bu patatesleri yemekte kullanabilir miydim? Kullanmadım tabii. Ama bu filizlenme konusunu yazıda kullanayım istedim.

           Yazı yazarken önce işleyeceğimiz fikir aklımıza gelir. Sonra gerekirse, bu fikri daha iyi anlatabilmek için benzetmelere başvururuz. Şimdi tersi olacak galiba. Önce kendisine benzetilen patatesi gördük. Şimdi benzeyen fikri bulalım.

          Ben, bu yazımda fikirlerin filizlenmesi konusunu ele almak istiyorum. Fikirlerin filizlenmesi tabiri biraz ağır gibi duruyor. Onun için kafaların filizlenmesi diyelim daha iyi.

            Filizlenmek ne demek?

           Filizlenmek, bitkiler için kullanırsak çimlenmek, filiz vermek. İnsan için yani Mecaz anlamda kullanırsak gelişmeye, büyümeye başlamak demektir.

          Bizim gibi köylü olanlar bilir patatesleri bazen bir bütün olarak, bazen de parçalara bölerek toprağa gömerler ki bol bol patates yetişsin.

           Durum anlaşıldı sanırım. Onun için kısaca söyleyelim. Tohum toprakta uygun ortamda bulunmalı ki maksat hâsıl olsun.

         Şimdi eğri oturup doğru konuşalım:

         Birçok insan uygun bir ortamda mı?

          Değil tabii. Biz emekliler bir köşeye atılmışız. İşsiz güçsüz ordusu kahvelerimizi doldurmaktadır. Patates bile filizlenirken, bu insanların kafalarının filizlenemeyeceğini kimse söyleyemez. Elbet de bizim kafamızdan da yeni filizler oluşur. Oluşur amma bu fikirler nasıl olur? Patatesin filizleri gibi zehirli mi olur? Başka türlü soralım: iktidar sahiplerince bu fikirler nasıl yorumlanır, nasıl değerlendirilir? Bu değerlendirmeler sonunda yenilikçi düşünceler engellenir mi, engellenmez mi?

        Âdemden beri düşünceler engellenmeye çalışılmıştır. Ama bazıları bu engelleri aşmasını bilmiştir. Onların yüzü suyu hürmetine mi yaşıyoruz?

          “Her kalem tutulacağı eli, her düşünce ifade edileceği, tohumlanacağı uygun ortamı bekler. Fikir akla bir düştü mü, filizlenecek bir toprak mutlaka bulur.”  (http://okur-yazar.net/her-fikir-filizlenecek-bir-toprak-bulur-2668)

          Bazı fikir kulüplerini uygun topraklara benzetiyorum.

           Ben hiçbir kulübe, hiçbir derneğe, hiçbir tarikata, hiçbir partiye girmedim yani derler ya asosyal işte ben de öyleyim. Siz siz olun benim gibi olmayın. Benim gibi olursanız sizin patatesler de çillenir ve yenemez olur.

         Benim gibi yalnızları yaşarsanız, fikirlerinizin nasıl karşılanacağı konusunda birkaç kelâm edelim:

           Bir kere küçümsenirsiniz. Çünkü insanlarımızın çoğu anlamadıkları düşünceleri küçümser, dudak büker, burun kıvırır. Başka deyişle hoşgörüyle karşılanmazsınız.

           İkinci olarak, tek düşünceli, peşin hükümlü ve donanımsız olanlar sizleri nezaket icabı dinlemiş olsalar bile söylediklerinize önem vermezler.

           Üçüncüsü, hiç beklemediğiniz kimseler tarafından, çeşitli saiklerle olumsuz olarak eleştirilirsiniz.

            Bütün bunlar da sizlerde özgüven eksikliği, eleştirilme korkusu ve umutsuzluk aşılar. Başta belirtmeliydim ki istisnalar hariç. Bir de bu sayılanların hepsi bir anda olmayabilir. Örneğin bende özgüven eksikliği var mı var, eleştirilme korkusu da var. Ama umutsuzluk? İşte o yok. Öğretmen olmam sıfatıyla umutsuzluk bana yasak.

          Şimdi, yine patates konusuna gelelim:

           Erciyes Üniversitesi Öğretim Üyesi Diyetisyen Doç. Dr. Nurten Budak, havaların ısındığı bu günlerde, kış aylarında stoklanan patates ve soğanların, uygun nem ve ışık bulunca çimlenmeye başladıklarını belirtti.

            Patateste çimlenmeyle ortaya çıkan yeşilimsi tabakanın insan sağlığı için son derece zararlı olduğunu bildiren Budak, şu bilgileri verdi:

           “Bu yeşillenmeyle birlikte ‘Solanin’ adı verilen toksin madde ortaya çıkarır. Solanin içeren patatesin tüketilmesi de besin zehirlenmesine neden olur. Solanin adlı toksininin neden olduğu besin zehirlenmesi, patates tüketiminden birkaç saat sonra kendisini göstermeye başlar. Bu durumda baş dönmesi, baş ağrısı, bulantı, kusma, karın ağrısı ile ishal gibi belirtiler görülebilir. Zehirlenen kişi en yakın sağlık kuruluşuna götürülmeli.” (http://arsiv.ntv.com.tr/news/443705.asp)

            Böylesine bilgi veren öğretim üyelerine candan teşekkürler ederken bugün toplumumuzda görülen baş ağrıları, karın Ağrıları, Bizans oyunları, Emperyalist dansları, terör tuzakları ve her türlü cambazlıkları da öğretim görevlilerimizden duymak isteriz. Yetkililer, ancak bizim gibi kınamakla yetiyorlar. Öğretim görevlilerimizin çözüm üretmelerine muhtacız.

           Öğretim görevlilerimiz, ayrıca yeni düşüncelerin nasıl üretilmesi gerektiği konusunda da toplumumuzu bilgilendirseler ne kadar da iyi olur.

          En azından bugünün sorunlarının bayat düşüncelerle çözülmesinin imkânsız olduğu konusunda başta yetkililerimiz olmak üzere herkes aydınlatılmalıdır.

           Filizlenmiş patatesle çıktık yola. Az gittik uz gittik derken öğretim görevlilerinin aydınlatması noktasına geldik. Burada biraz soluklanalım, biraz da düşünelim. Sonra yola devam edelim. Hedefimiz Patatesle Aydınlanma Durağı. Bu durağı çoğunuz bilmiyordunuz değil mi? Doğrusu bende yeni öğrendim:

           Patatesinizi nasıl seversiniz?

           Haşlanmış, kızarmış, ezme… Bazıları ise patatesin ışık saçanını tercih ediyor.

            Kudüs İbrani Üniversitesi’nde araştırmacı Haim Rabinowitch ve arkadaşları birkaç yıldır patatesten elektrik üretme projesi üzerinde çalışıyor. Patatese basit bir metal düzenek ve ampul takarak elektrikten yoksun köyleri bu yolla aydınlatmayı hedefliyorlar. Rabinowitch, bir tek patatesin bir odayı 40 gün aydınlatacak kadar elektrik üretebileceğini söylüyor.
Bu düşünce bazılarına saçma gelse de, aslında bilimsel temellere dayanıyor…
(http://www.bbc.com/turkce/ozeldosyalar/2014/10/141028_vert_fut_patates)

         Ya, bu dünyayı patates kadar da  aydınlatamayacaksak, ne diyeyim…


           Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder