23 Nisan 2016 Cumartesi

Gönül yorgunluğumuz, inşallah geçer de 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını doya doya kutlarız.

             Yorgunum dostlar, yorgunum. Gönül yorgunuyum. Beni tanıyanlar, eşi vefat eden birinin gönül yorgunu olmasını normal bulacaklar. Tabii eşimin vefatının da büyük payı var gönül yorgunluğumda; ama, inanın. milli ve dini değerlerimizin de yok olmaya doğru gitmesi beni oldukça rahatsız ediyor.

             Doktorlara gitmedim değil. Tahliller sonucu, ufak tefek rahatsızlar dışında mükemmel. Onun için doktorlardan tatmin edici bir cevap alamadım.

           Prof. Dr. Osman Müftüoğlu’nun bugünkü (23. 04. 2016) Hürriyet Gazetesindeki köşesinde okuduğum bir yazı sonucu kendime teşhis koydum: Ben Gönül yorgunuyum. Müftüoğlu, sözü edilen yazıda “ ‘Yorgunum!’ diyenlerin en az dörtte üçü bedenen değil ruhen yorgun kişiler. Peki neden? Kimler bu “ruh yorgunluğu” tuzağına düşenler?” Bu tuzağa düşenlerden biri de benim galiba.

             Bu tuzağa taa çocukluğumda düştüm. Anlatayım mı?

            İlköğretmen okulundan birincilikle mezun olan  sınıf arkadaşım, mezuniyetten seneler sonra bir gün bana dedi ki: “Biz b…’u yedik Sabahattin!” Arkadaşım böyle argolu cümleyi neden söylediğini anladım hemen. Bizi ailemiz, çevremiz ve öğretmenlerimiz öyle yetiştirdi ki, kendimizi millete adanmışlıktan kurtaramadık. Herkes köşeyi dönerken biz bordro mahkûmu olduk. Dümene geçmeyi hak etmemize rağmen dümencilere direnemedik…

            Şahsen hiç ama hiç pişman değilim. Arkadaşımı da, bizi yetiştirenleri de rahmetle ve minnetle anıyorum, ruhları şad olsun.

             Benim ruhum, benim gönlüm, işte bunun için milletimizin, devletimizin durumu ile doğru orantılı:

             Milli ve manevi değerlerin yozlaştırılarak yok edilmeye çalışıldığını gördükçe gönlüm daralıyor. Yorgun düşüyorum.

            Bugün 23 Nisan. Bugün de dışarı çıkamıyorum. (Yapılıyorsa eğer kutlamalara) katılamıyorum. Televizyondaki görüntüler içimi açmıyor.

             Bugünkü köşe yazılarını, özellikle 23 Nisanla ilgili köşe yazılarını okumakla günümü geçirmeyi tercih ettim. 

              Aslında benim de yazmam gerekliydi. 73 yaşında olduğuma göre çok çok 23 Nisanlar geçirdim. Çok 23 Nisan programları yönettim. "İnsan bunlardan bir anı olsun yazamaz mıydı?" diyenlere de aynı şeyi söyleyeceğim. Bağışlayın, gönül yorgunuyum dostlarım.

          Yorgunluk etkili, verimli yazmayı etkilemekle kalmıyor; bazı konuları da unutturuyor. Örneğin 1955’in23 Nisan’ında köyümüzden 3 kilometre uzaklıktaki nahiyemize (şimdi ilçe oldu) okulca bayraklarla, şarkılar söyleyerek, gülüp eğlenerek yaya indik. Diğer okullar da, halk da tören alanında yerimizi aldık.

           Hükümet Konağının balkonundan,

           Eskiden Türk milleti istibdatla inlerdi
            Zalim padişahların sözlerini dinlerdi.” 

Mısralarıyla başlayan bir şiir okumuştum. Şiiri unuttum. (İnternetten bulayım dedim. Öyle bir şiir var; ama benim okuduğum daha değişikti galiba.)

             Hamd olsun bugün istibdatla inlemiyor, zalim padişahların sözlerini dinlemiyoruz. Ama, bazı aydınlar dümenin o yöne döndüğünü söylüyorlar. Ben buna inanmıyorum, daha doğrusu inanmak istemiyorum...

           Evvel zaman içinde ne yapardım biliyor musunuz? 

            Belirli günlerde çıkan gazeteleri alır, kupürlerini keser saklardım. Bu arada teyzemin beyini hatırladım. Ben Erzurum Yavuz Selim İlköğretmen Okulunda okurken O, Trabzon'da Vilayette yazı işlerinde memurdu. Hangi günle ilgili olduğunu tam hatırlayamıyorum; ama galiba 10 Kasım günü Trabzon’da çıkan gazeteleri istemiştim ondan. Allah rahmet etsin, gazeteleri gönderdi. Köşe yazılarını ayrı biriktirdim. Fotoğrafları ayrı… Bunu anlatmanın sırası olmadığını biliyorum; ama işte aklıma geldi. Bugün de buna benzer bir şey yaptım.

          Bugün 23 Nisanla ilgili yazı yazan, ulaşabildiğim tüm köşe yazarlarını okudum. İyi veya kötü okudum.  Alıntılar yaptım. Ve de bloger olarak şimdiye kadar hiç yapmadığım kadar uzun bir sayfa meydan getirdim.

            Bu sayfanın okunmayacağını bilmiyor değilim; ama olsun yorgun gönlümle böyle bir düzenleme yaptım.

           Bazı satırları koyulaştırdım, sonradan da okurum diye. Bazı satırları mavi olarak renklendirdim ki sonradan da üzerinde düşünürüm diye. Bazıları satırları da kırmızı gösterdim...

            Derler ya kırmızı çizgimiz. Benim böyle bir sorunum yok. Okuyucu hiç olmazsa kırmızılara göz atsın diye böyle yaptım.

            İnsan söylediklerinden de yaptıklarından da sorumludur. Allah günah yazmasın. İnşallah zamanınızı almadım. Şeytan bazılarını böyle teferruatçı yaparmış; ama inanın ben istiâze yaparak oturdum bilgisayarın başına yanı şeytan bizim yanımıza uğrayamaz. Allah bizleri şeytanlık düşünenlerden korusun. Kovulmuş Şeytandan Allah’a sığınırım.

            İnşallah gönül yorgunluğumu da Allah’a sığınarak ve gönlümü Allah’la doldurarak geçirmeye çalışacağım.

           Gönül yorgunluğumuz, inşallah geçer de 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını milletçe doya doya kutlarız.

           Sabahattin Gencal, Başiskele- Kocaeli




????????????????????????????????????????????????????????


23. 04. 2016 Cumartesi günü yayımlanan Ulusal Gazetelerin 
23 Nisanla ilgili köşe yazılarından paragraflar

_____________________________________________________





Kutlu olsun!

Bugün 23 Nisan.
Bugün milli iradenin bağımsızlıkla buluştuğu günün yıldönümü.
Kutlu olsun!

Milli iradeyi, kişisel sultasının aracı olarak görmeyip, ona saygı gösterenlere kutlu olsun!

Milli iradeyi baskıya bahane etmeye kalkmayıp, demokrasiyi üstün tutanlara kutlu olsun!

Milli iradenin tarihi tecellisi olan, laik demokratik Cumhuriyetin savunucularına kutlu olsun!

Her toplum, her ulus kendi tarihini yazar. Türkiye’nin insanları da tarihlerini yazarlarken en karanlık günlerini, demokrasiyle aşmışlardır. Prof. Dr. Bülent Tanör, ulusal Kurtuluş Savaşı’nı kaleme alırken bu olguyu “savaş demokrasisi” olarak adlandırmıştır.
Ali Sirmen


23 Nisan bizim en kıymetli bayramımız aslında...

Ama şu işe bakın ki, duvarında Atatürk’ün en güzel sözlerinden biri olan ‘Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir’ yazan Meclis bile kendi tarihine, kendi önemine, kendi öncü görevine yeterince sahip çıkamamış, zaman içinde ikinci planda kalmayı zımnen de olsa kabullenmiş durumda.

İsmet Berkan



23 Nisan meşruiyet bayramı

Büyük Meclis, Mustafa Kemal Paşa’nın başkomutanlığını ve liderliğini meşrulaştırmaktan çok, (zaten buna da pek gereksinmesi yoktu) Türkiye için yeni bir yönetim biçimini, yeni bir devleti, egemenliğin el değiştirmesini simgeliyordu:
Osmanlı ailesinden, halka, millete geçen egemenlik ve bunun işletecek olan Cumhuriyet rejimi.
Emre Kongar


Bugün 23 Nisan...

Bugün 23 Nisan... Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı...
Cumhuriyet Meclisi’nin 96. doğum yıldönümü...
1920 yılının 23 Nisan günü önce cuma namazı kılındı, sonra Meclis açıldı.
Mebusların en yaşlısı 75 yaşındaki Sinop Mebusu Şerif Bey, geçici başkan olarak kürsüye çıktı, kısaca şöyle dedi:
Milletimizin iç ve dış tam bir bağımsızlık içinde mukadderatını kendi eline aldığını bütün dünyaya ilan ederek Büyük Millet Meclisi’ni açıyorum
Bir yıl sonra 23 Nisan ulusal bayram ilan edildi.
23 Nisan Türkiye’nin ilk ulusal bayramıydı.
Bayram düşman işgali altındaki ülkede, top sesleri uzaktan duyulurken Meclis’te coşkuyla kutlandı.
Bugün ise milletvekillerinin bayramı bir resepsiyonla kutlaması Meclis Başkanı tarafından “Şehitler var” bahanesiyle yasaklanmış bulunuyor.

Melih Aşık
http://www.milliyet.com.tr/bugun-23-nisan-/gundem/ydetay/2232232/default.htm


Bu bayram çocukların

Meclis’in açılışı
Bu uğraşlar sonunda yurdun dört bir yanından gelen vekillerle Meclis, 23 Nisan 1920’de Cuma günü en yaşlı üye Sinop Milletvekili Şeref Avkan’ın başkanlığında toplanarak açılabilmiştir.  Bu tarihle birlikte egemenlik resmen ulusumuza geçecek; halkımız artık kendi kaderini kendisi belirleyecek ve “Bağımsızlık benim karakterimdir” diyen Atatürk gibi özgürlük için kan vermeyi de can vermeyi de göze alacaktır.

ALİ TURGAY KARAYEL


Halk egemenliğinin olduğu ve çocukların aldatılmadığı bayramlar kutlamak dileğiyle...

Son günlerde çeşitli ülkelerden gelen çocukların etkinlikleriyle gündeme gelen 23 Nisan Bayramı etrafında sürdürülen yetkililerin hamasetine, “törenler” muhalefetin ve çeşitli dernek ve çevrelerin klişe açıklamaları da eklenerek, gerçeklerin altında kalacağı büyük bir yığın oluşturulmaktadır.

İhsan ÇARALAN


23 Nisan Bayramı Bu Çocuklara Gelmedi

UNICEF farklı ekonomik sınıflardaki çocuklar arasındaki eğitim, sağlık ve yaşam memnuniyeti konularında yaptığı araştırmanın raporunu bu ay açıkladı. Rapora göre eşitsizliğin en az düzeyde olduğu ülke Danimarka iken eşitsizliğin en fazla olduğu ülkelerde yazık ki Türkiye İsrail’in bir basamak üstünde yer aldı.
Ceylan Adanalı


23 Nisan da bizimdir, Kut da bizim

Bugün Irak sınırlarında Kut ül Amare Birinci Dünya Savaşı’nın en önemli muharebelerinden birisine sahne olmuştur.

Halil Paşa komutasındaki Türk ordusu General Townshend komutasındaki İngiliz ordusunu 29 Nisan 1916’da bozguna uğratmıştır.

O zamana dek Osmanlı hanedanının yönetimindeki Türkiye topraklarının İngiltere, Fransa ve Rusya arasında nüfuz bölgelerine paylaşılmasını amaçlayan o meşum Sykes-Picot (ve ilham kaynağı olarak Sazonov) gizli anlaşması bu Kut zaferinden 17 gün sonra 16 Mayıs’ta imzalanmıştır.

İstanbul’daki eski Meclis’in son oturumlarında bir gözü Anadolu’da olan millici grubun bastırmasıyla Misak-ı Milli kararı almasında Kut zaferinin payı vardır.

Bu ülkenin kuruluşunda Sarıkamış bozgunu, Çanakkale zaferi neyse, Meclis’in kuruluşu, İstiklal Savaşı ne anlama geliyorsa, Kut zaferi de o anlama gelir.

Kut da bizimdir, 23 Nisan da bizim, hepsini analım, kıymetini bilelim.

Kıymetini bilenlere kutlu olsun.
Murat Yetkin


Devrimci bir adım: 23 Nisan 1920

1920’ler dünyasında imparatorluklar çöker, kapitalizm emperyalizm aşamasına sıçrarken bir ulus-devlet kurmak, ulusal bağımsızlık ilan etmek devrimci bir adımdı ve Ankara’da toplanan adamlar devrimci bir adım attıklarını bilmeden devrimci bir adım atıyorlardı.
Aydın Engin


Bayram şimdi bayram!.

Velhasıl; Bayram, asıl şimdi 'Bayram'dır! Kutlu Olsun….
Mehmet Akarca


23 Nisan

Atatürk'ün en büyük eseri: TBMM.

“Hâkimiyet, kayıtsız şartsız milletindir” diyerek, 23 Nisan’ımızı kutlarım.

Rauf Tamer

Benim unutulmaz 23 Nisan’ım

23 Nisanların bir çocuk bayramı olarak öne çıkmasını doğru bulmuyorum. 23 Nisan, milli egemenlik yönüyle daha çok öne çıkmalı ve daha çok o ilk günlerdeki ruh konuşulmalı.
Çocuklarımıza öğreteceğimiz asıl şey, milli mücadeleyi yöneten ve bize özgür bir ülke bırakan o İlk Meclis ruhu olmalıydı. TBMM'deki 23 Nisan resepsiyonları ve çocuksu törenler bu yüzden çok anlamsız gelmiştir bana.
Kemal Öztürk


 23 Nisan

23 Nisan, ülkenin sömürgeci saldırganlığından kurtulmasıdır. Sömürgecilerle işbirliği yapanlar dinlemez.
23 Nisan, yurdu kurtarma günüdür. Kendi yurdunun illerine topla, tüfekle girenler bilmez.
23 Nisan, ulusal birliktir. Cemaatçi, etnikçi bölücülerin işine gelmez.
23 Nisan ulusal egemenliktir. Saraylarında halife sultan kesilenler tanımaz.
23 Nisan çocukların bayramıdır. Çocuk istismarcıları anlamaz.
Işık Kansu


Padişahtan halka geçen egemenlik

CUMHURİYET 23 NİSAN’DIR

-“KÜÇÜK hanımlar, küçük beyler;
Sizin hepiniz, geleceğin bir gülü, yıldızı ve ikbal ışığısınız.
Memleketi asıl ışığa boğacak olan sizsiniz.
Kendinizin ne kadar önemli, değerli olduğunuzu düşünerek ona göre çalışınız. Sizlerden çok şey bekliyoruz.”
M. Kemal ATATÜRK

DÜNYAYI VERELİM ÇOCUKLARA

- DÜNYAYI verelim çocuklara hiç değilse bir günlüğüne/
Allı pullu bir balon gibi verelim oynasınlar/
Oynasınlar türküler söyleyerek yıldızların arasında
Dünyayı çocuklara verelim/
Kocaman bir elma gibi verelim sıcacık bir ekmek somunu gibi/
Hiç değilse bir günlüğüne doysunlar/
Bir günlük de olsa öğrensin dünya arkadaşlığı/
Çocuklar dünyayı alacak elimizden/Ölümsüz ağaçlar dikecekler.
Nâzım HİKMET

Yalçın Bayer

Kıymayın çocuklara...

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, aydınlanmanın ışığında Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarının çağdaş Türkiye’ye bir armağanıdır.
Hiçbir güç o ışığı söndüremeyecektir.
Bayramımız kutlu olsun!
Hikmet Çetinkaya

Neyin bayramıdır? (2)

Bu “bayram” iddia edildiği gibi, “Atatürk’ün çocuklara armağanı” filan değil (zaten olamaz, çünkü “çocuk” kavramıyla “Milli Egemenlik” farklı), 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra kendi kendilerini yetkili kılan darbeci generallerin “armağanıdır”!

Darbenin mimarı olan generallerden oluşan Milli Güvenlik Konseyi, 1982’de 23 Nisan’ı, “Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı” ilân etmiştir.

Darbe hatırası”, ne hikmetse “Atatürk armağanı”na dönüşmüştür!

Yavuz Bahadıroğlu


İngilizler kapattı Kemal Paşa açtı

TÜRKİYE BÜYÜK MİLET MECLİSİ

- 23 Nisan 1920: Meclis, Mustafa Kemal Paşa’nın tercihiyle cuma günü ve o zamana kadar Osmanlı meclislerinde görülmemiş bir İslami törenle açıldı. Hep birlikte Hacıbayram’da cuma namazı kılındı, tekbirlerle Meclis binasına kadar gelindi.
Tarık Zafer Tunaya’nın belirttiği gibi Meclis’te inkılapçılar, Osmanlı reformistleri, sarıklı hocalar, mahalli kıyafetleriyle (Kürt) Beyleri ve Bolşevizme sempati duyan solcular vardır.

Kapanan Osmanlı Mebusan Meclisi ile açılan Büyük Millet Meclisi arasında organik devamlılık vardır; Ankara’ya gelen Osmanlı Mebusları artık Büyük Millet Meclisi’nin üyeleridir. Osmanlı Meclisi’nin çıkardığı son kanun vakıflarla ilgilidir, sıradaki Ağnam (Hayvan) Vergisi Kanunu yasalaşmadan kalmıştı.

Ankara’da Büyük Millet Meclisi’nin çıkaracağı ilk kanun bu Ağnam Kanunu olacaktır.

Meclis’in açılışında ve 24 Nisan’da Mustafa Kemal Paşa’nın yaptığı uzun konuşmada ve izleyen dönemde saltanat ve hilafete sadakat vurgusu kuvvetlidir.

Fakat Mustafa Kemal Paşa’nın 24 Nisan konuşmasında şu iki cümle geleceğin işaretidir:

Artık Yüce Meclisinizin üzerinde bir kuvvet mevcut yoktur... Hilafet ve saltanat Yüce Meclisinizin tanzim edeceği kanuni esaslar dairesinde muhterem ve kutlu yerini alacaktır.”

Milli Mücadele geliştikçe Cumhuriyet fikri güçlenecek ve Cumhuriyet’i bu Meclis kuracaktır.

23 Nisan hepimize kutlu olsun.
Taha Akyol


Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı... Kutlu olsun

96 yıl önce bugün... Türkiye Büyük Millet Meclisi açılmıştı.
Meclis açılmadan önce... Bir "Bildiri" yayınlanmıştı.
5 maddelik bildirinin altında "Heyeti Temsiliye adına Mustafa Kemal" imzası vardı.
Yavuz Donat


43 Senedir bugün benim Bayramım!

Bu sene 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nın 96.sı.
16 senedir gurbette, Dubai’de yaşıyorum.

7 senedir, Dubai’deki kadın arkadaşlarımla birlikte büyük özveri ve gönüllülük esası ile 23 Nisan kutluyoruz çocuklarımızla, çocuklarımız için.

Bundan 7 sene önce bu işe baş koyduğumuzda arkadaşım Pınar Büyükgüral’dan bizim için bir logo tasarlamasını istemiştim. Seve seve dedi, bize şahane bir logo armağan etti.

Her sene, 23 Nisan’ın esas kutlaması öncesi çocuklarımıza eğlenceliğine, birlikteliğine ve sırf gülmek ve hareketli bir hatıra yaratmak amacıyla bir minnacık koşu düzenliyoruz.

Emeklemek serbest. Vazgeçmek de. Start alıp geri dönmek de.

Çocuk yeter ki gülümsesin. Bu anı asla kötü hatırlamasın. Anne benimle gel dedi mi, hemen yanında annesi de gelsin. Kimse ağlamasın diyerek, Dubai’de koşan kadın arkadaşlarımla topluyoruz çocuklarımızı.

İlk yaptığımızda 3-5 çocuk vardı, yıllar önce. Ama bu sene rekor kırdık, katılan çocuk sayısı 120 oldu!
Yonca Tokbaş


Çocuklar nasıl bir tv istiyor

Bugün 23 Nisan... Aynı zamanda okur köşesi günü...
"Öyleyse bu hafta Yakından Kumanda'nın tuşlarına çocukların minik parmakları dokunmalı" dedim ve bu cumartesi sütunlarımızı minik okur ve televizyon izleyicilerimizden gelen yorum, mesaj ve dileklere ayırmayı uygun gördüm.
Öyle iyi yapmışım ki...
Eminim, okuyunca siz de bana hak vereceksiniz. Onlara "Çocuklar olarak televizyondan beklentileriniz nelerdir? Siz bir televizyon kanalı sahibi ya da yöneticisi olsaydınız, nasıl bir televizyon kanalı kurardınız?" diye sormuştum.
Gelen mesajları okuyunca içimde yeniden bahar dalları tomurcuklandı, yüreğimdeki kasvet bulutları bir anda dağıldı.
Hepsi birer pamuk şekeri olan o saf ve masum çocuk yüreklerine dokununca dünyam aydınlandı, günüm şenlendi.
Ama bir taraftan da çocukların kalplerine çöreklenen korku ve tedirginlik beni üzdü. Belli ki haber bültenleriyle, acımasız rekabetin hüküm sürdüğü yarışmalarla onları fena zehirlemişiz.
Çünkü satır aralarında barış ve huzura duydukları derin özlemin izleri vardı.
Yüksel Aytuğ


23 Nisan

Yaşımız ortaya çıkmasın ama çocukluğumuzun 23 Nisan’ları pek keyifliydi… Teknoloji daha az, imkânlar daha kısıtlı ama coşku tavandı!
Yamuk oldu: Bir sünnet düğünlerinde görürdük onları bir de 23 Nisan'da. Japonlar katlayınca kuş oluyor falan diye uğraşa dursun, yurdum ilkokul bir öğrencileri bile gramofon kâğıtlarından kişisel origami sergileri açarlardı. Camlara bayraklar yapıştırılırdı, akordeon fenerler, el ele tutuşmuş çocuklar... Ah-ı ah...
Halime Gürbüz


23 Nisan ve Ergenekon Davası!


Bugün 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışıyla “Türk milletinin egemenliğinin ilan edilmesi”nin, ülkeyi yönetme yetkisinin millete verilmesinin 96’ıncı yıldönümü. Kurtuluş Savaşı henüz devam etmekteyken Atatürk ve mücadele arkadaşları TBMM’yi açarak demokrasiyi resmen ilan etmiş, millete de bu büyük mücadelede moral ve azim kazandırmışlardı.

Tam 96 yıl sonra bugün 23 Nisan kutlamaları yapılmıyor ama çocuklar için bayram olması gereken bir haftada “çocuklara yapılan insanlık dışı saldırılar” haberlerin başköşesinde yer alıyor.

Güngör Mengi



Mustafa Kemal, Meclis’in 23 Nisan sabahı namazlarla, dualarla, hatimlerle ve kurbanlarla açılmasını emretmişti

Bugün, Büyük Millet Meclisi’nin açılışının 96. yıldönümü... Meclis’in 23 Nisan 1920’deki açılış merasiminin ne şekilde yapıldığı konusunda bugüne kadar çeşit çeşit iddialar ortaya atıldı. Bir kesim törenin sadece resmî nutuklardan ibaret kaldığını ileri sürerken, bir başka kesim de Meclis’in namazlarla, dualarla, hatimlerle ve kurbanlarla açıldığını, yani törenin tamamen dinî bir hava içerisinde düzenlendiğini söylediler.
Murat Bardakçı

23 nisan kutlu olsun, atatürk ile ilgili görsel sonucu

Cumhuriyet karşıtlığının geldiği yer

Asıl kazanan millî düşünce oldu. Yapılanların bütün gerçekliği artık tarihin kayıtlarına geçti. Bugün 23 Nisan, az da olsa hatırlanıyor ve kutlanıyor...
 Ahmet GÜRSOY



Çocuklara Zeytin

Bugün bayram, sevinelim. Ama balık gibi vaktiyle afiyetle yenen bir deniz güzelliğini tanımadan, zeytinin tadını bilmeden büyüyen çocuklar fikri de çok ürpertici, fena acıtıcı. Boş vermeden, bazı bedellerin fazla ağır olduğunu unutmadan, pirince giderken evdeki bulgurdan olmadan yaşayalım. Sonra üzülmeyelim.
Nur Çıntay


23 Nisan ve Diktatör Meclis

Ahmet Ağaoğlu, oğlu Samet'i bir gün Mustafa Kemal Paşa ile de tanıştırır, daha doğrusu Paşa, görür Samet'i sorar
:"Merhaba Ahmet Beğ, bu çocuk oğlun mu?"
Ankara Taşhan'ın önündedirler, Ahmet Beğ yanıt verir:
"İşte Mustafa Kemal Paşa budur, elini öp!"
Samet Beğ diyor ki
"Küçük kafamın içinde derin bir hayret doğdu. Bütün dünyanın kendisinden bahsettiği adam demek buydu. En demokratik memlekette bile bir devlet başkanını bu kadar sade bir vatandaş halinde görmek mümkün müydü? Ne kurşun işlemez otomobiller, ne arkasında koşan muhafızlar, ne kimseyi yanına yaklaştırmamaya çalışanlar var. Halbuki içte ve dışta, bütün bir düşman âlemi o zamanlar bu adamın ölümünü ne kadar istiyorlardı."

Ah Samet Beğ ah, mezarından kalksan da, bugünleri görsen... Ve milletvekilliği yaptığın meclisin bugünkü halini de...Hani kitabında diyorsun ya o ilk meclise "Diktatör Meclis", yeri geldi, onu da bir anlatalım artık.

O meclis gücünü yalnızca, o günün anayasasından almıyor, Kuvayı Milliye ruhundan alıyor. Millet adına tüm yetkiler onun. Öyle lafta değil ha... Hükümet üyelerini kendi içinden seçiyor, büyük kumandanlar, elçiler, bir kısım büyük memurlar aynı zamanda hükümet üyesiler. Yargı yetkisini o meclis adına İstiklal Mahkemeleri kullanıyor ama o meclis bu kararları bozup, yeniden hüküm vermek yetkisine bile sahip. Bu meclis bir yandan cepheleri yönetirken, bir yandan da bağımsız bir devletin temelini atıyor.

Mustafa Kemal Paşa'ya zaman zaman yetkilerinin bir kısmını devredebiliyor ama o ulu önderden hesap soruyor yeri geldiğinde, yapmıyor onun her dediğini. Diktatör Meclis, bunun için diyor Ağaoğlu...Fala, rüyaya, mucizeye, inanan üyelerinin de olduğu bu diktatör meclisteki fikir akımlarını da yazmış Ağaoğlu, onları da aktararak bitirelim.
Üç akım varmış: 1-Tesanütçüler, 2-Milliyetçiler, 3-Komünistler.
Milliyetçiler de kendi içlerinde üçe ayrılıyorlarmış: 1-Islahatçılar, 2-Muhafazakârlar, 3-Liberaller
Bu kitabı mutlaka okuyunuz, Kaynak Yayınları yapmıştı son baskısını..
Cazim GÜRBÜZ


Bugün 23 Nisan

23 Nisan eksiği gediğiyle de olsa, çıkılan parlamenter demokrasi yolunun başlangıcıydı. Şimdi, bu 23 Nisan’da o parlamenter rejim de hedefte. Bir anayasa değişikliği ile onu da tarihin çöp sepetine atıp yerine başkanlık getirme çabaları tam gaz sürüyor.

23 Nisan’da çıkılan yolda ilerlerken, kendi kurumlarını da oluşturdu Cumhuriyet. Çok eleştirilen yasaları oldu, ama yasa devleti oldu en azından. Sonra, yasaları, kurumları tırtıklanmaya başlandı, yenisini ve daha iyisini yapmak için değil ama, keyfilikle.
L. Doğan Tılıç

  
 “Milli Hâkimiyet”i kutluyoruz
Önemini bilelim
Milli Hâkimiyet bayramları kutlanırken, ilgiye muhtaç çocuklara yardım toplamak, çocukları eğlendirmek amacıyla 1927 yılından sonra şenlikler de düzenlenir oldu.
1933 yılında 23 Nisanlar “Çocuk Günü” ilan edildi.
1980’de Milli Güvenlik Konseyi , “Milli Hâkimiyet Bayramı”nın adını, “23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı” olarak değiştirdi.
Adı ne olursa olsun, bugün “Milli Hâkimiyet”i kutluyoruz. Unutmayalım Atatürk’ün önderliğinde “Milli Hâkimiyet “gerçekleşemeseydi, biz bu topraklarda bağımsız bir Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşı olarak yaşayamazdık.
Güngör Uras



23 Nisan 1920'nin önemi

TBMM'nin 23 Nisan 1920'de kuruluşu, tarihte 1400 yıldan sonra devlet hayatında ilk defa Türk isminin kullanılması anlamına da gelir.
Zor şartlar altında toplanan TBMM’yle beraber, bir İslam devletinde ilk defa bir meclis ‘şûra’ görevini yerine getiriyor ve bütün iktidarı ele alıyordu.

Savaş böyle yürütülecekti. Bu tür bir ‘konvansiyonel Meclis’ ilk defa Türkiye’de görülmedi ama Ankara’da 1920’de, insanların yek ağızdan bağırmadığı, muhalif grupların bile olduğu bir meclis söz konusuydu ve savaşı bunlar yürüttüler.

Meclis, olağanüstü savaş yetkilerini bile denetleyecek durumdaydı ve denetledi de.


Bu meclis kendisinden sonraki devirde görülmeyecek biçimde orduyu denetlemiş ve dış politikaya da denetleyici bir gözle bakmıştır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kuruluş bayramı olan ve dört yıl sonra 100’üncü yılını kutlayacağımız bu olayın 28 Nisan 1916 Kûtu’l-Amâre Zaferi’ne rakip bir tiyatro kurgusu gibi değerlendirilmesi gülünçtür.

Aklı başında hiçbir millet bu gibi saçmalamalara müsaade edemez.

İlmin ve edebiyatın sorumluluk duyan kalemlerini tenkide davet ediyoruz.
İlber Ortaylı
http://sosyal.hurriyet.com.tr/yazar/ilber-ortayli_614/23-nisan-1920nin-onemi_40093255


xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx


4 yorum:

  1. İnsan olarak hepimizin ruhsal ve bedensel yorgunluklarımız var. Bir de acılar, kayıplar can yakmışsa yorgunluklar daha yoğun hissediliyor. Ayrıca bahar yorgunluğu da bünyemizi zorluyor.
    Sıkıntılarınıza rağmen sorumluluk duyarak 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nı anma ve kutlama yazısı hazırlamanız ne güzel. Ne kadar çok gazeteden, yazardan derleme yapmışsınız.
    Elinize, kaleminize, emeğinize sağlık.
    Rahmetli eşiniz de bu çalışmayı kim bilir nasıl takdir ederdi.Hep yazmanızı isterdi.
    Nur içinde yatsın.

    Esenlikler dilerim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba,
      Ziyaretiniz ve yorumunuz için teşekkür ederim.
      Görüşlerinize katılıyorum.
      Hayırlı günler dileğiyle.

      Sil
  2. Merhabalar Sabahattin Hocam.
    Sayın hocam, gönül yorgunluğu hepimizde mevcut. Hepimizin gönülleri yorgundur hocam. Bir de üstüne üstlük bazı şeyleri mazeretmiş gibi ileri sürerek, Türkiye Büyük Millet Meclisinin kuruluş bayramı olan ve dört yıl sonra 100'üncü yılını kutlayacağımız bu bayramın kutlanmasını engellemekle ne elde ettiklerini sanıyorlar bir anlam verebilmiş değilim.

    Sayın hocam müstakbel eşinizi kaybetmenizden kaynaklanan gönül yorgunluğunuza rağmen, 23 Nisan ile ilgili bu güzel ve anlamlı yazıyı hazırlayarak bizlerle paylaştığınız için teşekkür eder, kaleminize ve yüreğinize sağlık ve mutluluklar dilerim.
    Selam ve dualarımla birlikte en Güzel'e emanet olun.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba,
      Ziyaretiniz ve yorumunuz için teşekkür ederim.
      Neler olup bittiğini ben de anlayamıyorum. Korkarım ki yapanlar da anlayamıyor. Bizde "gelecek bilim"e önem verilmiyor. Perde arkasını da göremiyoruz. Atı alan, üsküdar'ı...
      Dua etmekten başka bir şey gelmiyor elimizden. Allah sonumuzu hayr eylesin.
      iyi günler dileğiyle selâmlar...

      Sil