11 Aralık 2015 Cuma

Özel’den bir düşünce




Özel’den bir düşünce

          Bir yazıda birden çok konunun yer almasının doğru olmadığını bilmiyor değilim; ancak bu yazımda birkaç konuya değineceğim.

         Bir yazının gerektiğinden daha uzun olmaması gerektiğini bilmiyor değilim; ancak bu yazımı uzatmaya çalışacağım. Sosyal medyadaki birkaç cümlelik yayınlara, reklamlara, algı operasyonlarına alışmış okuyuculara  süzerek ve düşünerek okuma alışkanlığı verebilmek için uzun yazma mecburiyetini hissediyorum.

         Bir yazının açık, anlaşılır ve sade olması gerektiğini bilmiyor değilim; ama kafa karıştırıcı bir yazı yazmayı  yeğliyorum. Daha doğrusu okuyucuyu da fikir üretmeye teşvik etmeye çağırıyorum.
Zamanın önemi ve değerlendirilmesi konusuna değinerek başlayalım:

         Aklınıza, sakın olumsuz düşünceler uğramasın. Olur ya yaygın deyişleri hatırlayabilirsiniz:

         “Kanun diye diye kanunun... ; din diye diye dinin..., eğitim diye diye eğitimin... boşlukları siz doldurun; ama “Hocamız zaman diye diye zamanımızı alıyor.” demeyin. Aslında zamanınızı alacağım; ama karşılığında bakın size ne vereceğim. Daha doğru deyişle bir arkadaşta bulduğum bir fikri kulağınıza küpe yapmak için aktaracağım. Bu küpe diğer küpelere benzemez...

          24 kasım 2015’te eşimi Başiskele Polikliniğine götürdük. Muayeneden sonra oğlum eşimi eve götürdü. Ben saat 1430’da çıkacağı söylenen tahlilleri almak için orada beklemeye karar verdim. Bu iki üç saat içinde ne yapmalıydım?

          Genellikle kitapçıları gezerim ya da bir kıraathaneye gider gazete okurum. Yine öyle yaptım. Kitapçıya uğradım. Kitapçı, sağolsun daha kitaplara bakmadan bana yer gösterdi ve karşılıklı konuşmaya başladık. Konuşmalarımız sohbete dönüştü derken sohbetimiz fikir alışverişi ile sürdü. Topu topu 25 dakika, bilemedin yarım saat süren sohbetimizi anlatmak çok uzun sürer. Küçük esnafın, özellikle kitapçıların sorunlarından, televizyonların, medyanın olumsuz kullanımından tutun da eğitim sistemine kadar birçok konu üzerinde durduk. Bir konu var ki anlatmadan geçemeyeceğim.

          Kitapçının kızı, adını vermeyeyim bir fen lisesinde öğrenciyken öğretmenleri tüm öğrencilere anket yapar gibi sorular soruyor: Senin babanın mesleği, annenin mesleği...baban eve gelince ne yapar, annen ne yapar... Öğrencilerin çoğunun velisi üniversite ve yüksek okul mezunu ve yüksek mevkilerde. Bunlar eve gelince televizyon kumandalarını ele alırlar veya bilgisayara girerler. Bizim kızımız babasının işçi, annesinin ev hanımı olduğunu söylüyor ve ekliyor akşam eve gelince baba bir köşede, anne diğer bir köşede kitap okurlar... Diğer meslek mensuplarına gölge düşürmemek için açıkça yazmadım.

         Kızımız eve geliyor ve televizyonu kaldırmasını istiyor babasından. Babası demokrat olduğunu ve kardeşi ve annesinin de onayı varsa televizyonu kaldıracağını söylüyor... Kitapçının kızı, Allah bağışlasın doktor şimdi. 16 yıldır evinde televizyonu olmayan kitapçı 28 yıl hizmet verdiği fabrikadan emekli oldu. Bu arada açık öğretime devam ederek işletmeyi bitirdi. Şimdi de aylıklı olarak kitapçıda çalışmaya başladı.

         Kitapçı ile teknolojik yenilikler, bu arada televizyon ve bilgisayarın önemi konusunda hem fikir kaldık. Ancak yazılı ve görsel medyanın her yönüyle olumsuz olarak kullanıldığı konusunda da hemfikir kaldık.

           Kitapçının konuşması da, sohbeti de birçok fikri de hoşuma gitti. Ben genellikle esnafın ve memurların vakitlerini almak istemem; ama her nasılsa vakitlerini almışsam bunu değerlendirmeye çalışırım, bazı notlar tutarım. Bazen de bu notları bloglarda yayınlarım.(1) Kitapçımız İlhan Bey’e bu sohbetimizden bloglarda söz edip edemeyeceğimi sordum. Onay aldıktan sonra kendisine küçük bir pusula verdim ve kendisinden okuyuculara iletilmek üzere birkaç cümle yazmasını istedim. Sağolsun kırmadı ve şu anlam yüklü, çok önemli cümleleri yazıverdi:

         “Gençlik hayatın en verimli çağıdır, en güzel şekilde değerlendirilmelidir.
         Gençlik enerjisini geleceğe ve toplumun istifadesine uygun değerlendirmeli.” (İlhan Özel)

        İsmi ile müsemma derler ya bu vecize gibi cümleler de özel oldu. Sözleri ayrıca açıklamaya gerek duymuyorum. Yalnız şu kadarını söyleyeyim: Ben her biri 136 sayfa tutan 8 ciltlik vecize derledim; onun için az çok bilerek söylüyorum ki İlhan Bey’in bu sözleri kulağa küpe yapılacak vecizelerdendir. Yine 35 yıl Milli Eğitime hizmet vermiş biri olarak İlhan Bey’in bu vecizesinin bir devlet politikası olarak değerlendirilmesini çok arzu ediyorum.

        ...

        Çarşıda pazarda, dükkânlarda, bürolarda... kısaca her yerde nice düşünürler var. Bunlardan yararlanmak gerekmez mi? 

        Her insan değerlidir, yazımıza konu ettiğimiz Özel gibi özeldir. İnsanların kıymetini bilelim. Düşüncelerini hayata geçirmeye çalışalım.

         Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli
-----------------------------------------

      

2 yorum:

  1. Merhabalar Sabahattin Hocam.
    Önce müstakbel eşinize geçmiş olsun dileklerimi sunuyorum. Onun muayene sonrası tahlil sonuçlarını beklerken vaktinizi değerlendirmek adına girdiğiniz bir kitapçı dükkanından eli boş dönmemişsiniz ve güzel veciz bir sözle oradan ayrılmışsınız.

    Evet sayın hocam, gerçekten gençlerimizi iyi şeylere ve iyi yönlere kanalize etmemiz gerekir ki, onların genç hayatlarından ve genç enerjilerinden istifade edebilelim.

    İlhan Özel beyefendiye özel teşekkürlerimi iletirim. Selam ve dualarımla birlikte Allah'a emanet olun. Hayırlı günleriniz olsun.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba,
      Ziyaretiniz, yorumunuz ve geçmiş olsun dilekleriniz için teşekkür ederim.
      Hayırlı günler dileğiyle.

      Sil