9 Eylül 2015 Çarşamba

Görevlerimizi “adam gibi” yapalım

         
Sabahattin Gencal

             Toplumumuz çok sıkıntılı ve bunalımlı bir dönemdedir. Kaosa düşmeden bu bunalımlı dönemi atlatmak için her bireyin, her kurum ve kuruluşun elinden geleni yapması gerekmektedir. Bu gereklilikten, sorumluluktan hareketle birkaç hususu belirtmekte yarar görüyoruz. Bu söylediklerimiz kuru bir öğüt değildir. Bir kanaat, bir temenni değildir. Söylediklerimiz olmazsa olmazlardır. Uzun vadede yapabileceklerimizden çok bu anda yapmamız gerekenleri sıralayalım:
Ø  Düşmanın ekmeğine yağ sürmeyelim. Sakin olalım, Toplumu teskin edelim. Fitne ateşini söndürmek için çabalayalım, en azından fitne ateşine odun atmayalım.
Ø  Bu arada düşünmekten de geri kalmayalım. Bu duruma nasıl gelindiğini düşünelim.  Tabii düşünmek yetmez.  Bireyin, toplumun, insanlığın yararına olan düşüncelerimizi paylaşalım. Varsa gözlemlerimizi ve araştırmalarımızı da paylaşımlarımıza ekleyelim.
         Ben bu anda ne gözlem yapabiliyorum ne de araştırma, onun için önceki gözlemlerimi, araştırmalarımı ve öğrendiklerimi hatırlamak ve hatırlatmakla yetiniyorum:
  • Özellikle, Oligarşinin Tunç Kanunu hatırlatıyorum. Bir asır önce ileri sürülen bir kuramın toplumumuz tarafından hâlâ bilinmemesi çok üzücüdür. Demek ki bu kuramda da belirtildiği gibi “kifayetsiziz”. Kifayetsizliğimizin yanında hipnotize edilmeye müsait olduğumuzu da ben ekleyeyim.

        Beni bilen bilir, gören bilir, duyan bilir. Ben Allah’ın hiç bir yaratığına hakaret etmedim, etmem de; hiç bir kuruma ve kuruluşa hakaret etmedim, etmem de.  Toplumumuzun mahvına sebep olacak, devletimizin yıkılmasına sebep olacakları kınamanın hakaret değil görev olduğunu ek olarak belirtmek isterim.
        Anlaşılmaz ve kapalı yazdığımızı söylerler. Bu tespit ilkin doğru gibi gözükebilir; ama ben on yıllar sonra da okunabilecek, yararlı olabilecek yazılar yazmak istediğimden güncele eğilmiyorum. Belki de hata yapıyorumdur, çünkü günümüzü kurtaramazsak on yıllar sonra , Allah göstermesin olmayabiliriz.  Ama ben okuyucuların anlayışlarına güvenerek yine isim ve kurum belirtmeden yazdım. Benim yazımı da aşağıdaki "ek okuma" başlığı altında verdiğimiz  alıntıları da düşünerek okuyalım.
        Bir not olarak şunu da ekleyeyim:
        Oligarşinin Tunç Kanunu'nun doğruluğuna inanıyorum; ama bu kanunun yeniden gözden geçirilmesinin gerektiğini de belirtmek istiyorum. Tunçlaşmanın sadece egolardan değil gelecek korkusundan da olabilir mi diye incelenmesi gerekir.
          Özetle, sakin olalım; ama olup bitenler ve olabilecekler konusunda da düşünmekten geri kalmayalım. En önemlisi de üzerimize düşen görevi yapalım. Evet, kişisel çıkarımızı düşünmeden, duygularımızın esiri olmadan, egemenlerin etkisinde kalmadan gereğini bize yakışır biçimde açık deyişle tamamen yasal çerçevede adam gibi yapalım.
        Mutlu günler dileğiyle.

          Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli
 ***
  Ek Okumalar

 Robert Michels ve Oligarşinin Tunç Kanunu

Oligarşinin tunç (veya demir) yasası kuramı Alman sosyolog Robert Michels tarafından 1900’lerin başlarında ortaya atılmıştır.
Bu kurama göre, amacı veya yöntemleri ne olursa olsun, bir sistemdeki birey sayısı belli bir miktarın üzerine çıktığında, bireyler arasında iletişim sorunları yaşanmaya başlayacak, bu sorunun üstesinden gelinmek üzere gruplar oluşturulduğunda ise grupların kendi arasındaki iletişim mekanizması, bürokrasiyi doğuracak, bürokrasinin güçlenmesi de oligarşiyi getirecektir.
Gruplar arasında iletişimi sağlayan ve karar kontrol mekanizmasını işleten zümre bir süre sonra kendilerini olduklarından daha yetkin ve temsil ettiklerinden daha seçkin, feda edilemez görecekler ve hakim elit zümreyi hayata geçireceklerdir.

...
Büyük çaplı örgütler yöneticilerine güç konusunda neredeyse bir tekel konumu sağlarlar.

...

Michels’in belirttiği gibi: ‘’Bürokrasi örgüt ilkesinin kaçınılmaz sonucudur…

Önemli bir karmaşıklık düzeyine erişen her parti örgütü tüm çalışmalarını partiye hasredecek belli sayıda kişinin varlığını gerektirir.’’Ancak artan bürokrasinin fiatı gücün tepede toplanması ve tabandaki üyelerin etkisinin azalmasıdır’’.

Liderler, politikaları değiştirmeye çalışan üyeler üzerinde engellenmesi hemen hemen olanaksız avantajlar sağlayan birçok kaynaklara sahiptirler. Bu kaynakları şöyle açıklayabiliriz:

(a)  İleri seviyede bilgi, örneğin üyelerin örgütün programlarına itaatını sağlamakta kullanabilecek çok sayıda bilginin liderde toplanması;
(b) Liderlerin üyeleriyle iletişimini sağlayabilecek formel araçlar üzerinde denetim
kurması, örnek ile açıklamak gerekirse, örgütün yayın faaliyetlerini kontrol edebilmesi, seyahat  masrafları örgüt tarafından karşılanmak suretiyle görüşlerini açıklamak üzere çeşitli yerleri dolaşabilmesi, işgal ettiği pozisyonun dinleyici ve izleyici kitlelerine egemen olabilmesi için imkanlar sağlaması ve
(c)  Politika sanatındaki hüner ve vasıfları; örneğin liderler profesyonel olmayan diğer üyelere göre etkileyici konuşmalar yapmak, hitabet sanatını kullanmak, makaleler yazmak ve grup etkinliklerini örgütlemek konularında daha ustadırlar.

 Liderler kendi otoritelerine ya da mevkilerine karşı örgüt içinden bir tehditle karşılaştıklarında aşırı saldırgan bir tavır sergilerler ve böyle bir durumda bir çok demokratik hakka zara vermekte tereddüt etmezler. Örgüt üzerinde egemenliği kaybetmek demek onları önemli bireyler yapan bir kaynağı kaybetmek demektir; bu sebepten liderler, baskıcı yöntemler kullanmalarını gerektirsede  mevkilerini koruma yolunda güçlü bir güdüye sahiptirler.
...
Michel’e göre, demokrasi ve bürokrasi bir arada bulunamaz ve işleyemez. O, oligarşiye tedbir olarak, değişken hiyerarşik sistemi, liderlere mutlak güç verilmemesini ve her zaman liderlerle diğerleri arasında açık iletişim hattının tutulmasını önermiştir.

...
Prof. Dr. Meral Sağır, Gamze Han
*

Oligarşinin Tunç Kanunu


"Karar vericiler, doğrulanma ihtiyacında oldukları için, destek kazanmak için bilgiyi çarpıtabilmektedir. Liderin çevresindekiler doğru bilgiyi engellemektedir. İktidar gücü gerçeklerin farkına varmayı engellemektedir. Örneğin bir kişi halihazırda iktidarda olduğu için seçilebilmektedir. Başarısızlığına rağmen temsilcileri olduğu için kendi seçim bölgesinde takdir edilmektedir. Gerçek halkın, gerçek gereksinimleri rol oynamamaktadır."
...
En mükemmel kurulmuş bir sistemin dahi 'insan' olgusu hesaba katılmadıkça çökeceğini gösteren ünlü kanun.
  • Yönetimler ve gruplar yönetimle işbaşına gelseler dahi kendi konumlarını sağlamlaştırdıktan sonra artık demokratik değerlerden ödün verebilirler.
  •  
  • Hatta demokrasi bu grubun çıkarlarına bir tehdit unsuru haline gelebilir.
  •  
  • Bu durumda grubun çıkarları ve toplumun çıkarları artık çatışmaktadır vegrup konumunu korumak uğruna gelecek tehditleri bertaraf etmeye çalışacak ve demokrasiden uzaklaşacaktır.

...
Oligarşinin tunç kanunu, açık bir biçimde modern büyük ölçekli örgütlerin kaçınılmaz olarak oligarşik özellik gösterdiklerini ifade eder. Bu oligarşik düzen, yöneten ve yönetilenlerin idealleri ve niyetleri ile uyumlu olmasa bile durum kaçınılmaz olarak bu şekilde gelişir.
...

*

Toplumların sıkıntılı ve bunalımlı dönemlerinde samimi mü’minlerin ve dindar insanların yapacakları çok şey vardır.Toplumu teskin, fitne ateşini söndürme başta gelen görevidir. İç karışıklıklara fitne denir. Hz. Peygamber (asm),
“Fitne zamanında yürüyen koşandan, duran yürüyenden, oturan ayakta dikilenden, yatan oturandan, uyuyan yatandan daha hayırlıdır.” (Buhari, Fiten, 9; Müslim, Fiten, 10, 13; Tirmizi, Fiten, 29; Ebu Davud, Fiten)
buyurmuştur. Böyle zamanlarda eylemsizlik en iyi eylemdir. Fakat toplumun gerilemesi, yıkıma ve çöküşe gitmesi fitneden farklıdır. Toplum çöker ve mahvolurken buna seyirci kalınamaz. Herkesin elinden geleni sonuna kadar yapması gerekir.
Yüce Allah:
“Bir kavim kendini bozmadıkça Allah onları bozmaz.”(Rad, 13/11)
diyor. Eğer bir toplum sahip olduğu yüksek manevi değerleri korursa Allah Teâlâ onları çöküşten korur. O halde yapılacak şey Müslüman toplumun kimliğini oluşturan manevi değerleri geliştirmek ve sağlamlaştırmaktır.

Acaba yöneticiler iyi ve dürüst olunca mı toplum sağlıklı ve iyi olur, yoksa halk iyi ve dürüst olunca mı yöneticiler adil ve ehliyetli olur? Bu sorunun cevabı yönetici halka göre, halk da yöneticilerine göre olur. Her ikisi de birbirini olumlu ve olumsuz yönde etkileyebilir.

İnsanlar her zaman layık oldukları yönetim tarzıyla yönetilirler, kendileri iyi olurlarsa yöneticileri de iyi olur, kötü olurlarsa yöneticiler de kötü olur. Zira yöneticiler halkın içinden çıkarlar ve onların bir parçasıdırlar. Tikel tümelin niteliklerini taşır. Bunun için
“Kemâ tekûnû yuvella aleyküm” (Siz nasıl olursanız yöneticileriniz de öyle olurlar).
“A’malüküm ummalükum” (amalleriniz yönetcilerinizdir, onlar sizlerin eseridir) (bk. Acluni, I, 146, II, 127) denilmiştir.
Yüce Allah:
“Davranışları sebebiyle zalimlerin bir kısmını diğer kısmına yönetici yaparız.” (En’am, 6/129)
buyuruyor. Kötü toplumun yöneticisi kötü olur.
Ahirette Cehenneme gönderilecek olan zalim ve kafir halk liderlerini, liderler de onları suçlayıp birbirlerini lanetleyeceklerdir. (bk. A’raf, 7/39; Şuara, 26/99; Ahzab, 33/67)

Haccac’a lanet olsun diyen birine Hasan Basri: “Böyle yapmayın. Çünkü o sizden biri olarak iş başına geldi. Eğer o azledilirse korkarım başınıza daha kötüsü gelir” demişti.

Beyhaki, Ka’b’ın şöyle dediğini nakleder: “Allah her dönemin hükümdarını halkın kalbine göre gönderir. Onları düzeltmek isterse salih birini, helak etmek isterse kötü birini hükümdar olarak gönderir." (bk. İsra, 17/16)

Halkın kötü yöneticileri iş başına getirmeleri Allah’ın onlara gazab etmekte olduğunun, iyi yöneticileri iş başına getirmeleri ise onlardan razı olduğunun işaretidir.

Hz. Peygamber (asm)’in duası:
“Allah’ım, merhametsizleri bize musallat etme.” (Tirmizi, Daâvât, 79).
Müslümanın görevi toplumları ayakta tutan değerleri, özellikle ahlak kurallarını ve Allah korkusunu, hak ve hukuka saygıyı tabana yaymaktır. Toplumu düzlüğe çıkarmanın yolu budur. Düzelen bir toplumda ister istemez, yöneticiler de düzelir.

Toplumdaki kötülüklerin, haksızlıkların ve yolsuzlukların sorumlusu olarak sadece yöneticileri ve aydınları görmek yanlıştır. Kötü gidişattan herkes sorumludur. Zira bunda genel olarak herkesin az ya da çok payı vardır. İyileşmenin ve düzelmenin şerefi de hem yönetenlere, hem de yönetilenlere aittir. Zira toplum yöneteni ve yönetileni ile bir bütündür.

Mü’min toplum ve onun durumu konusunda iyimser olur. Geleceğin hayırlara vesile olacağını düşünür. Din bâkidir, diye inanır. Din düşmanları ne kadar çok, ne kadar zalim ve gaddar olurlarsa olsunlar zorbalıkla dini yok edemezler. Çünkü dinin sahibi ve koruyucusu Hak Teâlâ’dır. Mü’min en kötü şartlarda bile Allah’tan ümit kesmez, karamsarlığa düşmez.

İster dünya ölçeğinde, ister İslam âlemi ölçeğinde, ister millet ölçeğinde düşünün, her şeyin az ve yavaş da olsa iyiye doğru gittiğini görürsünüz. Eğer bunu göremiyorsanız düşünüş biçiminiz ve bakış tarzınız yanlıştır. Toplumu ve yönetici sınıfını değiştirmeden evvel hatalı olan bakış açınızı değiştiriniz. Bu da bilgi ve kültürle, tarihten ibret almakla ve daha önemlisi bunlara ilaveten Hak Teâlâ’ya güvenmekle olur.

Toplumda bir hayli yolsuzluğun, kötülüklerin ve haksızlıkların olduğu doğrudur. Bunları azımsamak veya hafife almak da doğru değildir. Ama iyilerin ve iyiliklerin daha fazla olduğu da bir gerçektir.

Vitir namazı kılarken okuduğu duâda bir mü’min Allah Teâlâ’ya şöyle duâ eder:
“... Allah’ım Sana güveniyoruz, seni en mükemmel şekilde övüyoruz, Sana şükrediyor, nankörlük etmiyoruz. Sana karşı günah işleyenleri terkediyor ve mevkilerinden alaşağı ediyoruz!”
Bir Müslüman, yönetilenler kadar yöneticilerin de düzelmeleri için Allah’a duâ eder. Allah samimi duâları kabul buyurur.
“Allah’ım bize merhamet etmeyenleri bize musallat kılma!” 
(Prof. Dr. Süleyman Uludağ)










2 yorum:

  1. Merhabalar Sabahattin Hocam.

    "Görevlerimizi adam gibi yapalım" başlıklı makalenizle birlikte "Oligarşinin Tunç Kanunu" da okuduktan sonra, uzun uzun düşündüm. Kaosa düşmeden bu bunalımlı günleri atlatmamız gerektiğini salık veriyorsunuz.

    Sayın hocam, gerçekten gerek kurumlarımız olsun, gerek milletimiz olsun sağ duyulu davranıyor. Böyle bir günde 30 şehidi gelen bir başka ülke daha yok! Her vebalin faturası milletimize kesiliyor.

    Cumhuriyet kurulalı kaç sene geçti. Cumhuriyet kurulduktan bu tarafa bu sorunla peyder pey ilgilenilmiş olsaydı, bu yara asla kansere dönüşmezdi ve zamanla da şifa bulurdu.

    Öğütlerinize kulak veriyoruz ve her şeye rağmen dikkatli davranıyoruz. İnşAllah en kısa zamanda bu sorunun en azından silahlı kısmı çözüldükten sonra siyasal zeminde demokratik usullerle sorunun tamamının çözüleceğinden eminim.

    Selam ve dualarımla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba,
      Ziyaretiniz ve yorumunuz için teşekkür ederim.
      Goethe'nin "Bir işi zamanında yapmazsan eğer azalır taşımış olduğu değer." sözünü zaman zaman hatırlar ve hatırlatırım. neyi, ne zaman, niçin ve nasıl yapmamız gerektiğini bilmemiz gerekir. Bütün görevlerimizi, bu arada "yurttaşlık görevlerimizi" de gereği gibi yapmalıyız...
      Tabii, sizlerin de belirttiği gibi "demokratik usullerle, yasal çerçeve içinde kalarak ...
      Hayırlı günler dileğiyle...

      Sil