3 Ağustos 2015 Pazartesi

Safsata

https://www.google.com.tr/search?

“Söz Sanatları” konusunda bir çalışma yaparken internet sayfalarında “Ad hominem” kavramıyla karşılaştım. “Ad hominem” kavramının ne olduğunu bilmiyordum doğrusu. Öğrenmeye çalıştım. Öğrendiklerimi bilmeyenlerlerle ve de merak edenlerle paylaşmak isterim.
Ad hominem, mantıksal bir safsata çeşidiymiş. Yani her gün her gün karşılaştığımız, tadına doyum olmayan(!), bir türlü bırakılamayan, bağımlılık yapan safsata yabancı giysi ile karşımıza çıkmış. Yabancı kelimeleri kullanma özenti midir, aşağılık duygusundan mıdır, bilgisizlik midir... her neyse konumuz bu değil zaten.
Konumuz safsata. Safsata etmesini bilemiyoruz. Bilsek yerimiz kim bilir nerelerde olurdu. Safsata etmesini değil, safsatanın ne olduğunu bilelim yeter. Önce ad hominemi açıklayalım:
“Ad hominem ya da argumentum ad hominem, kalıplaşmış bir Latince deyimdir. Bir reaksiyonun, belirli bir kişinin herhangi bir konudaki duruşu yerine şahsına yöneltilmesidir.”[i]
Tanımı aldığımız kaynaktaki örnekleri sıralamaya gerek var mı? Her gün medyada bu tür örneklere rastlamıyor muyuz? Yetkiliye bir soru soruluyor. Bay yetkilimiz soruyu yanıtlamak yerine “Sen şöylesin, sen böylesin.” diyor. Hızını alamayarak deden de, baban da, ağabeyin de böyle böyle.” diyor. Tabii, biz de alkışlıyoruz. Cevap güme gidiyor. Yaşasın safsata(!) Yaşasın mugalata, yaşasın demogoji (!).
Ad hotminem safsatanın bir çeşiti sadece. Safsatanın o kadar çeşidi var ki anlatamam. Bu konuda bir alıntı ile yetinelim:
Safsataların ayırdına varmak, onları geçerli ve sağlam argümanlardan ayırmak önemli bir eleştirel düşünme becerisidir. Aşağıda bir dizi yalın safsata örneği verilmiştir. Kimi zaman ciltler dolusu yapıta da yayılabilen uzun ve karmaşık bir argümanda ise farklı türden çok sayıda safsata yer alabilir.
Yaygın örnekler
1. Argumentum ad hominem: Bir argümanın doğruluğunun, argümanı geliştiren şahsın kişiliği ile ilgisi olduğu savı.
Örnek: Freud cinsel sapığın biridir. Dolayısıyla söylediklerini ciddiye almamıza gerek yoktur.
2. Argumentum ad populum: Çoğunluğun benimsediğinin doğru olduğu savı.
Örnek: Hitler'in II. Dünya Savaşı'na katılmasaydı ABD'ye saldırmayacağını söylemen çok saçma. Herkes bilir ki onun hedefi dünyayı ele geçirmekti.
3. Argumentum ad ignorantiam: Tersi ispatlanamayanın doğru olduğu savı.
Örnek: UFO'ların dünyayı ziyaret etmediği yolunda hiçbir delil yoktur. Demek ki ediyorlar.
4. Petitio principii / begging the question: Döngüsel nedensellik; kendi kendini kanıtlayan önerme.
Örnek: İncil, Tanrı'nın yazdığı kitaptır. Tanrı'nın yazdığı kitap yanlış olamaz; doğru olmalıdır. İncil'de yazdığına göre İncil doğrudur. Öyleyse İncil kesinlikle doğrudur.
5. Cum hoc ergo propter hoc: Bağlantı, ilişki ya da ortak özelliklerin mutlaka neden-sonuç ilişkisi içinde olduğu savı.
Örnek: Genç kızlar çok çikolata yiyor. Genç kızlarda sivilce çok görülüyor. Demek ki sivilcenin sebebi çikolatadır.
6. Post hoc ergo propter hoc: Zaman içerisinde önce gerçekleşen bir olgunun, onu izleyen başka bir olgunun nedeni olması gerektiği savı.
Örnek 1: Falanca ülke kurulmadan önce nükleer silah diye bir şey yoktu. Demek ki nükleer silahların sebebi falanca ülkedir.
Örnek 2: Güneş tutulmasından sonra deprem oldu. Demek ki depremin nedeni güneş tutulmasıdır.
7. Çöp adam / straw man: Tepkisel indirgemecilik.
Örnek:
- Kürt sorununun bu hâle gelmesinin sosyal, ekonomik, politik bir sürü sebebi var.
- Terör örgütünü mü savunuyorsun bana?!...
8. Argumentum ad traditio / argumentum ad antiquitatem: Geleneksel olanın doğru olduğu savı.
Örnek 1: Evliliği reddeden kadını öldürmemiz çok doğru. Çünkü töre böyle.
Örnek 2: Bunca yıldır böyle yapılıyor. Demek ki doğru.
9. Argumentum ad baculum: Güç kullanarak kabul ettirme.
Örnek: Ders kitaplarında yazılanlar doğrudur. Çünkü eğer yanlış dersem öğretmen beni sınıfta bırakır.
10. Argumentum ad crumenam: Zenginlerin söylediklerinin doğru ya da tam tersine yoksulların söylediklerinin yanlış olduğu savı.
Örnek 1: Sakıp Sabancı bunu söylüyorsa doğrudur.
Örnek 2: O beş parasızın teki! Söylediklerine kim inanır!?...
11. Argumentum ad lazarum: Yoksulların söylediklerinin doğru ya da tam tersine zenginlerin söylediklerinin yanlış olduğu savı.
Örnek 1: Adamın beş parası yok ki çapkınlık yapabilsin!
Örnek 2: Adamın milyonları var. Güya eşini hiç aldatmamış!
12. Yanlış ikilem / bifurcation: Yalnızca iki seçeneğin var olduğu savı.
Örnek: Ya çözümün bir parçasısın ya da sorunun!
13. Zayıf benzetme / weak analogy: Ortak özellik gösteren iki önermenin birbirinin aynısı olması ya da birbirine çok benzemesi gerektiği savı.
Örnek: Osmanlı İmparatorluğu da tıpkı Roma İmparatorluğu gibi parçalanmıştır.
14. Yüklü soru / loaded question: Sorunun ardında yatan varsayımların doğru olduğu savı.
Örnek:
-Uyuşturucu kullanmaktan ne zaman vazgeçtin?
-Vazgeçmedim.
-Demek hala kullanıyorsun?!...
-Hayır, hiç kullanmadım!
-Ama vazgeçmediğini itiraf ettin!
15. Argumentum ex silentio: Bir tartışmanın taraflarından birinin sessiz kalmasının, sessiz kalan tarafın tartışılan konuda bilgisi olmadığını, haksız olduğunu veya yanıldığını kabullenmesi anlamına geldiği savı.
Örnek 1: Sükût ikrardan gelir! Türk atasözü.
Örnek 2:
-Sanık sorguda susma hakkını kullanmış!
-Suçsuzsa neden sussun?! Kalkıp açık açık "Ben suçsuzum!" derdi suçlu olmasaydı!
16. Argumentum ad misericoridiam: Acınacak durumda olmanın ya da çaresizliğin, söylenen ya da yapılanların yanlışlığına ağır bastığı savı.
Örnek: Adam ayakta duramayacak denli yaşlı ve hasta. Bence geçmişte yaptıklarından sorumlu tutulmasına artık gerek kalmamalı.”[ii]

Piyasamızda daha birçok safsata örneği var. Yukarıda yazılanlar mantık kitaplarında yazılanlardır.
Bu arada şunu da belirteyim. Ben şimdiye kadar çocuklarımıza mantık ve felsefe derslerinin neden çok çok az verildiğini şimdi anlıyor gibiyim. Eğer bu derslere yer vermiş olsaydık bizleri dolduruşa getirebilirler miydi? Şimdiyse dolduruşa getirmek şöyle dursun safsatalarla hipnotize ediliyoruz.
Böyle gelmiş böyle gider mi diyeceğiz? Bizi yanıltanlara hadlerini bildirmeyecek miyiz? Bir şeyler yapmamız gerekli gibime geliyor. Yoksa, çocuklarımıza mantık ve felsefe dersleri koyalım, onların akıllarını güzel güzel kullanmalarını bekleyelim mi diyeceğiz. Bir taraftan okulları rayına oturtacağız, bu arada bizler de elimizden geleni yapacağız.
Ben de zaten şimdi bunu yapmaya çalışıyorumdur.
Bu konuda aklıma bir örnek geldi. Biliyorum bazılarınız, daha doğrusu bilmeyenleriniz  örneğimizi saçma bulacaklar; ama olsun yine de yazacağım:
Bundan 65 sene öncesinden bir kare alıyorum: Trabzon’un meşhur Alayısa yaylasındayken sığırlardan birini tabah tutunca, rahmetli dedem bir değneğin ucuna bir bez sarar ve tabahlı ineğin ağzından salya alarak diğer ineklerin ağzına sokardı. Her halde doğal aşı yapardı ki diğer inekler hasta olmasın.
“Benzetmelerde hata olmaz.” Bunu unutmayın ki sözlerim yanlış yorumlanmasın. Şimdi safsata hastalığına yakalananların ağızlarından çıkan sözleri derleyerek okuyuculara sunabilsek, böylece okuyucular da aşılansa, en azından bilgilense. Bilgilenmek para etmez demeyin.
Safsataları bilirsek karşımıza çıkan insanların (ya da yazıların, yayınların vs.) bizi yanıltmalarına engel olabiliriz. Safsatalar, mantıklı ve doğru kararlar almak isteyen insanlar için bir çeşit tuzaktır. Karşımızdaki kişiler safsata yaptıklarının farkında dahi olmayabilirler. Hatta, bu satırların yazarı dahil, hepimiz hayatımız boyunca bir çok kez, bilerek ya da bilmeyerek, karşımızdaki kişileri ya da kendimizi bir konuda ikna etmek için safsatalara başvurmuşuzdur. Dolayısıyla, safsataları bilmek sadece bizi kandırılmaya karşı değil, istemeden başkalarını kandırmaya karşı da korur.”[iii]
Bu safsataları ben derleyemiyorum. Yazarlar da işlerinden olma korkusuyla, ya da işlerine gelmediği için derleyip sunamıyorlar. Yani bu konularda da aydınlanamıyoruz.
Doğru söyleyin, bu yazıyı okumadan önce safsata kelimesinin anlamını biliyor muydunuz? Tabii, bilenleriniz vardır; ama çok kişi bu konuda tam bilgili değildir.
Günümüz Türkçesi'nde safsata kelimesi; kusurlu akıl yürütme anlamını kaybetmiş, yanlış inanç mânâsında kullanılır olmuştur. Oysa, safsata, insanın muhakeme yetisinin yanlış yönde kullanımıdır ve çoğu kez ön yargı, eksik bilgi, bâtıl inançlar, duygusallık, yersiz göndermeler, acelecilik, özensizlik, genelleme, duygu sömürüsü, Türkçe'yi kötü kullanma, kişilik sorunları (meselâ hiç bir yerde ve işte dikiş tutturamayan, samimiyetsiz, varoluşunu hissedebilmek için durup dururken ona buna saldırıp "mastürbasyon mental" yapan, herşeyi bilme iddiasındaki sebatsız sosyopatlar) sebebiyle birileriyle durduk yerde bir şey yarıştırmaya kalkma gibi sebeplerden kaynaklanır.[iv]
Bu yazı için, “Değişik biçimde yazılmıştır.”diyebilirsiniz; ama “Yazıya safsata bulaşmıştır.” diyemezsiniz. Çünkü birkaç makale okumakla safsata ustası olunamaz. Günümüzdeki safsata ustaları çekirdekten yetişmişlerdir. Safsata bir mantık terimi olmasına rağmen bunlar mantığın M’sinden anlamazlar; ama kendilerini yüksek tepelerde görürler. Kısaca biz kim oluyoruz da safsata yapalım.
İnanın lâf ebeliği için de bunları yazmadım. Bu hassas konuya dikkat çekmek istedim sadece. Çünkü kimileri toplumdan umudu kesmiş gibi şöyle yazabiliyorlar:
Sanat yerine zırvalara ve bilim yerine saçmalığa alışmış ve artık safsatayı yadsımaz hale gelmiş insanlardan bu dünyaya hayır gelmez. Bu safsata bağımlısı ahmakların bazıları birikimli insan taklidi bile yapar, süslü sözcüklerle konuşur, sizi cahillikle suçlar, saçmalamakla suçlar. Biz de bu insanlara laf anlatmak için zamanımızı harcarız, sinirimizi bozarız. Asıl ahmak kim onu da bilemedim.”  [v]
Yazımıza girerken söz sanatları üzerinde çalıştığımı söylemiştim. “Safsataya” rastlayınca, bu da sanat mı diye geçti içimden. Birçok eğitimcinin görüşü de ihtimal böyledir ki çok kullanılan söz sanatlarına almıyorlar bu konuyu. Şimdi kanaat getirdim ki bu konu her konudan önce alınmalı. Safsata sanatını safsata yapmak için değil tabii, saftatalardan korunmak için öğrenmeli her insan.
Allah bizleri safsata yapanlardan korusun.

Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli



[i] . Alev Alatlı, Safsata Kılavuzu, Ocak 2001, Boyut Yayınları.
[ii].  https://tr.wikipedia.org/wiki/Safsata
[iii] http://yalansavar.org/2014/08/26/safsatalar/
[iv] http://sufizmveinsan.com/konuk/safsata.html
[v] http://bilgehanbengi.blogspot.com.tr/2008/10/blent-bezdz-tanyor-musunuz-belki-de.html

2 yorum:

  1. Bizi aydınlattığınız için teşekkürler hocam..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba,
      Ziyaretiniz ve yorumunuz için teşekkür ederim.
      Hayırlı günler dileğiyle.

      Sil