15 Ağustos 2015 Cumartesi

Dezenformasyon Savaşlarını Kazanmak ya da Yok olmak...

           İnternet dünyasında gezerken, bir ara Dostoyevski’ye [i]rastladım. O’nun beni gördüğü yoktu. Aslında O’nun kimseyi gördüğü de yoktu. “Her insan herkes karşısında her şeyden sorumludur” . “Her insan herkes karşısında her şeyden sorumludur” . “Her insan herkes karşısında her şeyden sorumludur” deyip duruyordu. Böyle sözleri bir mahalleli tekrarlasa mahallenin delisi deyiverirdik; ama Dostoyevski dünya çapında bir romancı. Onun için “Bu sözde bir iş olmalı”diye geçti içimden.

          Dostoyevski’nin yanından ayrılıp Avrupa’ya doğru uçmaya başladım. Kimsenin dilinden anladığım yok. Gazeteleri, dergileri, kitapları da okuyamıyorum. Sanki Türkiye’dekileri okuyabiliyormuş gibi yazıveriyorum. Allahtan Türklere rastladım. “Bu yabancılar bizim için ne der?” diye sordum. Oooo, ne demiyorlar ki?

güvercin ile ilgili görsel sonucu

           Kendi mahallemizde bile gezemiyorken İnternet dünyasında gezmek hoş oluyor, değil mi? Oldu olacak Amerikaya doğru da uzanalım. Şimdi Amerikadan bildiriyorum:

           “Türkiye’de dezenformasyon var.”diyorlar.

           Dezenformasyonun ne olduğunu bilmiyorum; ama vücut dillerinden bunun iyi bir şey olmadığını anlıyorum. Herhalde salgın bir hastalık. Aman aman, Allah korusun, kolera gibi, veba gibi bir hastalık olmasın.

            Tabii, merakım arttı.  Dezenformasyonun ne olup ne olmadığını araştırmaya başladım. Ne görsem. Bu dezenformasyon dedikleri vebadan da tehlikeli.

            Şimdi ne yapmalıyım? Dostoyevski’nin  “Her insan herkes karşısında her şeyden sorumludur.” sözü aklıma geliyor. Bu söz doğruysa, 72 yaşımı bitirmek üzere olmama, çoooktaan emekli olmama, evden dışarı pek fazla çıkamama rağmen ben de sorumluyum. Öyle ya, ben de sorumluyum.

           Sorumlu bir yurttaş olarak evime dönüyor ve klavyenin başına geçiyorum. Sanki ülkenin başına geçiyormuş gibi bir tavır aldım. Bu tavır içinde ciddi ciddi bir uyarı yazısı yazmaya başlıyorum:

          Bu memlekette böyle uyarılara herkesin karnı tok. Herkes kendini akıllı zannediyor, herkes kenbini bir ... sanıyor. Olsun yine de yazalım.

          Önce dezenformasyon hakkında birkaç alıntı verelim. Sonra sorumluluk üzerine birkaç paragraf yazalım. Yoksa önce sorumluluktan mı söz edelim? Öncelikleri de unuttum. İşin püf noktası da burada: Yöneticilerimiz “öncelikleri tespit edebilme” bilgisinden yoksunlar. Oysa sorunların çözümünde öncelikleri tespit etmek çok çook önemli.

          Daldan dala atlayarak kafanızı mı şişirdik. Kafanızı şişirdik belki; ama hiç değilse dezenformasyon yapmadık. Bu işi yapmak büyük bir vebal doğurur. Bu işi yapanların bu dünyada bilmem; ama öteki dünyada yerleri yoktur.

       
güvercin ile ilgili görsel sonucu
         
Konuya yaklaşalım:

          “Dezenformasyon, yanlış veya doğruluğu bulunmayan ve kasıtlı olarak yayılan bilgi.

           Hasmı rencide etmeyi, aşağılayıp küçük düşürmeyi amaçlayan Karşı propaganda ile benzerlik taşır. Sahte belge, el yazısı, fotomontaj ve montaj filmler ile fabrikasyon istihbarat ve dedikoduların duyurulması gibi yöntemleri bulunur.

          Sosyal alanda bireyleri ve toplumları yönlendirmek amacıyla, yanlış bilgi ve haber vermek için kullanılan en önemli araçlardan biridir.

         ...

          Yanlış bilgi üretme ve yayma yoluyla yapılabileceği gibi mevcut bir bilgiyi kötü maksatla kullanma ve çarpıtarak verme yöntemi de uygulanabilir.

           Geleneksel propaganda veya Büyük Yalan teknikleri toplumsal seviyede hissiyatı motive veya demotive etme amacı taşırken dezinformasyon, makul seviyede kitleleri kuşkuda bırakan çarpıtma bilgiler veya bu bilgilerin yanlış kasıtlı sonuçlara bağlanması yoluyla manipüle etme amacına hizmet eder.

          ...

          Bazı gerçek bilgileri ve gözlemleri bazı yanlış yorumlar ve yalanlarla karıştırmak veya bazı gerçek bilginin sadece bir kısmını vererek yanlış yorumlarla bilgiyi dağıtmak yaygın dezenformasyon taktiklerdendir.” [ii]

güvercin ile ilgili görsel sonucu
         
Çok uzun bir alıntı yaptık değil mi?

     
          Biliyorum, böyle uzun yazıları okuyabilecek durumda değiliz. Bizlere öyle ayarlar verdiler ki manşetler, kıs kısa sloganlarla cehenneme bile sürüklenebiliriz.


          Herkes teşhis ediyor; ama çare üreten yok. Valla, ben de dezenformasyon hastalığından nasıl kurtulacağımızı tam olarak bilemiyorum. Aklıma bir tek şu geliyor: Okuduklarımıza, dinlediklerimize, işittiklerimize körü körüne inanmayalım. Akıl süzgecinden geçirelim her şeyi. Çay için süzgeç kullanıyoruz, süt için de kullanıyoruz; ama ne hikmetse akıl süzgecini kullanamıyoruz.

          Akıl süzgeçlerini kullanamadığımız için neler oluyor bu hayatta:

          “İdeolojik olarak saptırmak amacıyla da kişi/kurum/topluluklar hakkında dezenformasyon yapılabilir. Bu şekilde yapılan dezenformasyonda, bilginin yanlış olduğu sonradan ortaya çıksa bile artık telafisi mümkün değildir veya istenildiği şekilde zihinlerde kötü yönde iz bırakılmıştır. (gazetelerin manşetten adam karalama safsatası yapıp sonraki gün arka sayfadan küçük bir metinle özür dilemesi gibi)
     
          Dezenformasyonda fotoğraf, video gibi her çeşit materyal kullanılabilir. Örneğin bir konuda bir video yayınlanır. Hâlbuki o video, iddia edilen olayla ilgili olmayabilir,  iddia edilen zamanda, iddia edilen mekanda hata iddia edilen ülkede bile çekilmemiş olabilir.
 Bilgi kaynakları dezenformasyon kaynağı olarak kullanılabilir.”[iii]

         Bazılar bir şeyler söyledikten sonra “Ben demiyorum, işte şurda yazıyor, şu söylüyor...vb. sözler ederek okuyucuları ya da dinleyicileri ikna etmeye, bilgilendirmeye, yönlendirmeye çalışırlar. Benim böyle bir kaygım yok; ancak bir ayet hakkında hep beraber tefekkür edelim. Sonra da sorumluluklarımızı hatırlayıp gereğini yapalım:

          “Ey iman edenler! Şayet bir fâsık (yalancı/günahkâr) size bir haber getirirse, doğruluğunu araştırın. (Yoksa) bilmeyerek bir kavme kötülük eder de, yaptığınıza kesinlikle pişman olursunuz.” (Kuran-ı Kerim, Hucurat,6)

          “İnsan sahip olduğu akıl, özgür irade ve güç ve imkanı ölçüsünde sorumlu tutulmuştur.  İnsana ait bu sorumluluk sınırları her insan için aynı değildir. Her kesin sorumluluğu gücünün sınırları iledir. Bu durum Kur’an-ı Kerim’de şu ayetle ifade edilmiştir. “Allah, hiç kimseye gücünün üstünde bir şey yüklemez. Her kesin kazandığı iyilik kendi yararına, kötülük de kendi zararınadır…”(Bakara Suresi 286)[iv]

          Özetle benim sorumluluğum gücümle sınırlıdır. Onun için bu kadarını yazmakla yetiniyorum. Sizler de, en az terör kadar tehlikeli olan dezenformasyon savaşlarını sona erdirmek için, en azından korunmak için sorumluluğunuzun gereğini yapınız.

         Biliyorsunuz ki kendimize, ailemize, çevremize, topluluğumuza, insanlığa ve Allah’a karşı sorumluluklarımız vardır.

          Sorumluluk görevlerimizi yerine getirme zorunluluğudur. Bu bilinçte olmak insan olanın gereğidir.

         İnsanca yaşamak dileğiyle...

         Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli




[i] https://tr.wikipedia.org/wiki/Fyodor_Dostoyevski 
[ii] https://tr.wikipedia.org/wiki/Dezenformasyon
[iii] http://www.kritik-analitik.com/PageContentsPopup.aspx?Id=146
[iv] Yüksel Uçar, http://www.ilimrehberi.net/dini-ilimler/sorular-ve-cevaplar/2169-neden-insan-davranislarindan-sorumludur.html

2 yorum:

  1. Elinize sağlık,yararlı bilgiler bunlar..Umarım herkese faydalı olur..İyi dileklerimle..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba,
      Ziyaretiniz ve yorumunuz için teşekkür ederim.
      Yorum yazmanız blogunuzu ziyaretime vesile oldu. Bu arada, yazmış olduğunuz kitaplar için sizi tebrik ederken başarılarınızın devamını dilerim.

      Sil