22 Mayıs 2015 Cuma

Öğrencilerimle İftihar Ediyorum

          
Hayati Baştan, Sabahattin Gencal, Necati Gül

            Bugün 21 Mayıs 2015. Bugün iki öğrencimle buluştuk. 44 yıl sonra olan bu buluşmayı anlatmak zor değil belki; ama duygularımı anlatabilmem olanaksız.

Samsun İmamhatip Lisesi

           1971 yılında Samsun İmamhatip  Okulu 4C sınıfından öğrencim Necati Gül Facebook’ta buldu beni. Arkadaş olduk. Zaman zaman telefonla konuştuk, birbirimizin hal hatırını sorduk. Gerek Facebooktaki paylaşımları, gerek telefon konuşmaları hoşuma gidiyordu doğrusu. Bu sabah saat 1045’te Necati Bey aradı beni. Yeğenini görmek için İzmit’e geldiğini söyledi, İstanbul’a dönmek üzere olduğunu da belirtti, bu arada benim de hatırımı sormayı ihmal etmedi. Çok memnun oldum doğrusu. Hemen İzmit’e karşılamaya geleceğimi söyledim.

           Kocaeli Barosu avukatlarından Hayati Baştan Bey’in avukatlık bürosunda buluştuk. Hayati baştan Bey de öğrencim.

           Bu iki öğrencimin beni karşılamalarını anlatamam. Saygının, sevginin doruklarından adım adım 44 yıl öncesine gittik.

           Hayati Bey’in öğrencimiz olduğunu yeni öğrendim doğrusu. Kendisiyle avukatlık üzerine konuştuk. Ben de 2002- 2007 yılları arasında Baroya kayıtlı avukattım. Kendisini görmüştüm; bilgili, çalışkan, sevilen bir avukat olduğunu duymuştum, ama öğrencim olduğunu bilmiyordum. Öğretmenlikten emekli olduğunu da bilmiyordum.

           Necati Bey, Birkaç yıl lise öğretmenliğinden sonra Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesinde 25 yıl Türk Dili ve Edebiyatı derslerine girdi.

           Öğrencilerimin üstlendiği görevleri duyunca kendileriyle gurur duydum doğrusu. Sohbetimiz ilerleyince gururum da artarak devam etti. Nasıl anlatsam, daha doğrusu nasıl özetlesem bilmem ki. İlkin ilk ikramdan başlayalım:

Sabahattin Gencal, Hayati Baştan, Necati Gül


           Ne içececiğimi sordular. Tabii, Türk kahvesi dedim.  Daha kahve gelmeden Hayati Bey Yemen ziyaretini anlattı. Oradaki kahve kültüründen söz etti, Makedonyalıların kahve kültürlerinden de söz etti. Zevkle dinledim. Ben, kahve tiryakisi olmadığımı belirttikten sonra kahve ile ilgili anılarımdan söz ettim. Bu anın da bu kahve ile ebedileşebileceğini söyledim. Tabii, bu arada fotoğraf da çektirdik.

          Hayati Bey, Amerika hariç dünyanın hemen hemen her yerini gezdiğini söyledi. Necati Bey de başta Londra olmak üzere diğer şehirlere yaptığı gezilerden söz etti.

          Öğrencilerimin anlatışları beni niçin bu kadar memnun etmişti acaba? Kısaca buna da değineyim. Hayati Bey’in dersine girmemiştim. Necati Bey’in dersine girmiştim; ama doğrusu kendisini çıkaramıyordum. Kendisine beni nasıl hatırladığını sorunca şöyle bir cevap verdi.

          Elinde çantası ciddi ciddi sınıfa giren, çantadan kitaplarını çıkarıp öğretmen kürsüsüne dizdikten sonra her birinden tanıtıcı, karakteristik bölümler okuyan bir öğretmen... Ekledi, 'O çocuk halimizle sizi anlamıştım.' Bu arada bazılarının anlayamadığını da ima etmiş oldu. Bu noktada durup düşünelim:

            Eğitim nedir? Bir konu ezberletmek mi, bellekleri doldurmak mı, yoksa nasıl çalışılması gerektiğini öğretmek, bir davranış kazandırmak mı? Diğer bir çok öğrencimden de duyduğum için yazıyorum: Okuma sevgisini az çok kazandırabildim her halde. Bunun mutluluğu hâlâ duyuyorum.

         Okuma derken yalnız kitap okumaktan söz etmiyorum. Kâinatı okumak, yeryüzünü okumak, insanları okumak... 

          Bu kısa sohbetimizde memnuniyetle gördüm ki öğrencilerimiz gittiği yerleri karakteristik özellikleri ile okuyabiliyorlar. Kültür farklılıklarını anlayabiliyor, ayrıntılarda boğulmayıp okyanuslarda yüzebiliyorlar. Bu özellikler kolay kolay kazanılmıyor. İşte bunun için memnuniyetim artıyor.

          Adım adım 44 yıl gerilere gittiğimi yazdım, ama günümüzü bile henüz anlatamadım. Aslında bir romancı olsam, ya da bir senaryo yazarı olabilsem bir emekli öğretmenin yarım asır sonra iki öğrencisiyle buluşmasını anlatabilirdim. Ya da bir kameraman görüşmemizi kameraya alsa siz de seyretseniz. Tabii, işin esprisi bu. Aslında ben espri yapmasını bilmem, ama öyle demek zorunda kalıyorum. Çünkü, biliyorum ki iki sayfalık yazıyı zor okuyorsunuz, nerde kaldı 5 saatlik bir videoyu seyretmek...

           Ben, hayalen sözü edilen çekilmemiş videoyu seyrediyorum. Ana başlıklarını da tahmin edebilir, hayal edebilirsiniz düşüncesiyle yazıyorum:

Sabahattin Gencal, Necati Gül, Hüseyin Baştan


          Öğle yemeğine çıktık. Bursa iskenderi güzeldi; ama sofradaki sohbetimiz daha güzeldi. Öğretmen arkadaşlarımdan, başka deyişle diğer  hocalarından söz ettik. Bazılarını rahmetle andık. Allah hayırlı uzun ömürler versin, inşallah biz de rahmetle anılanlardan oluruz.



Samsun İmamhatip Lisesi Öğretmenlerinden bir grup





           Hayati Beyle vedalaştıktan sonra Necati Beyle bir çay bahçesine gittik.



         
           Anılarımızı içtik. Öyle sıradan, öyle magazinlik anı değildi anlattıklarımız. Eğitim sistemimizin “püf” noktalarını belirleyen anılardı bunlar. İhtimal merak ediyorsunuzdur, kim bilir belki de yazmamızı istiyorsunuzdur. Şunu söyleyeyim mi, biz konuşan bir toplumuz, ama ne yazık ki yazan bir toplum değiliz. Yazamıyoruz işte. Neyse uzatmayalım, inşallah Necati Bey bir gün yazıverir.



          Çaylarımızı içtikten sonra İzmit merkezindeki Yürüyüş Yolunda gezindik biraz. Konuşarak gezindik, gezinerek konuştuk. Ve saat 17.20’de vedalaştık.

          Eve gelince de öğrencilerimle buluşmamızı yazmaya koyuldum. Yukarıda da belirttim ya duygularımı, düşüncelerimi yazmaya zorlanıyorum. Gittim, gördüm, döndüm diye yazması kolay da öğretmenlik duygularını, hele emekli bir öğretmenin duygularını anlatmak zor. Daha önceden de bu konuları yazmakta zorlanıyordum.

            Arşivimi karıştırınca, iki sene önce yazdığım   “Öğretmenlik Mesleği” başlıklı bir yazımı buldum. O yazımın ilk paragrafıyla başlayayım dedim. Ama başka biçimde başlamış oldum. Başa almayı düşündüğüm paragrafımı bari sona alayım dedim:


          Öğretmenlik mesleği bir sevgi mesleğidir. Hiçbir olay, hiçbir sıkıntı, hiçbir engel öğretmenlik sevgisini yok edemez. Öğretmenlik  sevgisi  güneşe benzer; hem aydınlatır, hem ısıtır. Öğretmenlik sevgisinin kaynağı Allahtır; onun için bu sevgi devamlı olarak beslenir…

           Öğretmenlikten emekli olalı çok oldu. Öğretmenlikle ilgili yeni bir gelişme yok. Öğretmenler günü de değil. Peki, o zaman yukarıdaki satırlar niye yazdım? Yazdım işte.[i]

         Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli




[i] Sabahattin Gencal,Öğretmenlik Mesleği, http://sagensa.blogspot.com/2013/04/ogretmenlik-meslegi.html

6 yorum:

  1. Bu yazıya yorum yazılır elbette.
    Fakat sayfayı emek verip Hazırlayan alkışlanır.
    Başka şeyler yazmak ise abes olur.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba,
      Ziyaretiniz ve yorumunuz için teşekkür ederim.
      Hayırlı günler dileğiyle.

      Sil
  2. Merhabalar Sabahattin Hocam.

    MaşAllah, sayın hocam, öğrencilerinizden (sakın onlar duymasınlar) genç ve dinç görünüyorsunuz.

    Cenab-ı Allah yar ve yardımcınız olsun inşAllah. Selam ve dualarımla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba,
      Ziyaretiniz ve iltifatınız için teşekkür ederim.
      Hayırlı günler dileğiyle.

      Sil
  3. Keyifle okudum. Ne mutlu size Hocam!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba,
      Ziyaretiniz ve yorumunuz için teşekkür ederim.
      Hayırlı günler dileğiyle.

      Sil