2 Mayıs 2015 Cumartesi

İster duvarla konuş, ister sandıkla...

İster duvarla konuş, ister sandıkla...

            Kendi kendimle sessiz sessiz içimden içimden konuşurum. İç konuşmalarımda, karışanım görüşenim; eleştirenim, engelim, çengelim olmaz.
            İçten içten, inceden inceden konuşmam bir ruh hastalığı belirtisi mi acaba?
            “International Hospital’dan Psikolog Dr. Ferahim Yeşilyurt, klinik psikolojide/ psikiyatride bir hastalık olarak tanımlanmasa da, olumsuz iç konuşmaların bazı psikolojik sorunlara neden olarak rahatsızlığın şiddetini artırabildiğini söylüyor.” [i]
            Tepeden tırnağa ufak tefek de olsa birçok rahatsızlığım var. Bu rahatsızlıklarımın şiddetini artırmak istemem. Başedemem rahatsızlıklarla. O halde o halde ne yapayım?

            En iyisi duvarla konuşayım artık. Bakın ne diyor Prof. Dr. Nevzat Tarhan
            “Hayatın ve olayların acımasızlığına karşı insanlar duvarla konuşarak beyin fizyolojilerini düzeltebilirler. Çünkü tekrarlanan düşünceler beynin yüksek merkezleri Kortekste etkinlik başlatır. Beyin yüksek merkezleri olumlu mesajlar aldığında duygusal beyin bölgeleri olan limbik sistem abartılı kimyasal salgılar ve hormonlar daha az salgılar ve otonom sinir sisteminin çalışma ahengi normalleşir.”[ii]

           Geçmeli duvar karşısına... Sahi, duvar derken ne kastediliyor? Bakalım sözlüğe:
“a. Bir yapının yanlarını dışa karşı koruyan, iç bölümlerini birbirinden ayıran, taş, tuğla vb. gereçlerden yapılan veya örülen dikey düzlem.
b. Bir toprak parçasını sınırlayan taş, tuğla, kerpiçten yapılan engel
c. Sonuç alınamayan yer.
d. Engel.
e. Voleybolda ağ üzerinde karşı takım oyuncusunun vuruşuna karşı koyma.”[iii]

            Voleybol oynamıyoruz, onun için e şıkkını eleyelim.
           Toprak parçası da artık kalmadı gibi. Bu cümleyi yazarken, içten konuşmuyorum sadece için için yanıyorum. Çocukluğumu geçirdiğim Trabzon’daki ormaniçi köyüme gidiyorum, mesirelere yaylalara çıkıyorum. Tarlaların, çayırların, yolların çevresindeki duvarları, mertekleri görüyorum.   Konudan saparsak doğru şıkkı seçmeye zaman olmayacak, onun için b şıkkını da eleyelim.
            Sonuç alınamayan yerle engel arasında ne fark var? C ve d şıklarını elesek mi?
            Bir yapının... dikey düzlemleri şıkkı yani a şıkkı doğru gibi. Gibi diyorum; çünkü tüm şıklar doğru.
            Niye böyle saçmalıyorum ki? Niye dersiniz? Öğrencilerimize uyguladığımız testler, test çözüm teknikleri konusundaki çalışmalar daha az saçmalık değil mi? Eğitim sistemimiz hep test üzerine kurulmuş değil mi? İşte bunun için iki kelimeyi bir araya getiremiyoruz. Kafamızı çalıştıramıyoruz...
           Tarhan da söylediğine göre duvarla konuşmak yararlıdır kuşkusuz; ama inanın duvara karşı ağzımdan tek kelime çıkmadı. Ne bileyim, duvarla konuşma işini de beceremeyeceğim, bu demektir ki beyin fizyolojisini düzeltemeyeceğim.

          Sabah sabah böyle konulara niye girdim ki? Hiç sormayın. 2015 Mayıs gündemiyle ilgili yazayım dedim sonra tutuklanmaktan korkup vaz geçtim, öyle ya hakimi bile tutukluyorlar. Böyle acayıp zamanlarda mizahi yazılar gelişirmiş. Bu mizah denen vitaminden de hiç yok bende.
Yazdığım yazıları gözden geçirdim. Milliyet blog için bir mizah yazısı yazmaya çalışmışım, o da mizah çeşitleri hakkında.[iv] Yani içinde mizah kavramı geçen bir blog. Mizahın kendisi yok. Bir mizah yazısı yazayım dedim. Daldım internet alemine. Okudum okudum. Bu arada iç konuşma, duvarla konuşma konularına ilişti gözlerim. Ne rahat yazıyorum değil mi görenler de sanat yapıyor sanır.
         Başınızı ağırttım, üstelik oyaladım sizleri. Birileri yapay gündemler oluşturarak belirli konularda düşünmemizi önleme uğraşısı içindeyken ben de onların ekmeğine yağ sürerek asıl gündemden uzaklaştırıyorum sizleri.
           Ben Tarhan’ın öğüdüne uyarak duvarla konuşmaya alışacağım, sen de sandıkla konuşmaya alıştır kendini.

            Derler ya, “Bir konuşursam...”
           Duvar muvar, sandık mantık geç bunları en iyisi seninle konuşmak. Sensiz de olsa, sessiz de olsa seninle konuşmak güzel.
           Tüm güzellikler senin olsun.
           Siz yerine sen dedim;  mizahi, denemeyi, gündemi, mümtemi hamur eyledim...
            Bu hamuru güzel güzel pişirirsen. Doyarsın, doymazsan da en azından, yazıyı okurken harcadığın zaman boşa gitmemiş olur.
           Emeklerin ve zamanın boşa gitmemesi dileğiyle.
  
           Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli

4 yorum:

  1. Bence bu en güzel en başarılı yazılarınızdan biri olmuş. Bir solukta okudum, çok içten çok güzel ve çok doğru. Elleriniz dert görmesin sayın hocam.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba,
      Ziyaretiniz ve iltifatınız için teşekkür ederim.
      Hayırlı günler dileğiyle.

      Sil
  2. Ben de beğendim. Özellikle duvar ya da ona benzer, ağaç, sevdiğiniz bir nesneye iççinizi dökmek işe yarayabiliyor. Dertlerinizin bir tanığı olduğunu bilmek iyi gelebiliyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba,
      Ziyaretiniz ve yorumunuz için teşekkür ederim.
      "Duvarla konuşma"konusunda Tarhan'ın düşüncelerini aktardım, bu konuda fazla bilgim de tecrübem de yok. Sandıkla konuşma konusunda da tabii herkes, hiç kimsenin etkisi altında kalmadan görevini yapacaktır.
      Hayırlı günler dileğiyle.

      Sil