22 Nisan 2015 Çarşamba

Yarın 23 Nisan...


           Kimin söylediğini hatırlayamadığım, mealen yazdığım “Yaptığın işi ya en iyi biçimde yapacaksın, ya da en iyi yapamayacaksan o işe hiç başlamayacaksın.” sözü elbette güzel bir söz. Ancak bu sözü ölçü olarak kabul etseydim, benim hiç yazı yazmamam gerekirdi.

           Yazayım, yazmayayım, yazayım, yazmayayım, yazayım, yazmayayım... derken yazmaya karar verdim. Tabii, yazmak için gerekçeler de uydurdum: “Mükemmeliyetçilik iyinin düşmanıdır.” Bir işi mükemmel yapamayacağım düşüncesiyle işi bırakırsak o işi iyi derecede de yapamayız. Kusura bakmazsanız orta derecede, hatta “geçer”derecede de olsa bir şeyler karalamalıyım.

           Bazıları, yazının ya da sözün sonunda “sürç-i lisan ettikse affola”derler, biz yazımızın başında “affola” diyoruz, savunma yapar gibi bir girişle başlıyoruz.

           Niye böyle başlıyoruz ki? Çünkü, biraz karışık yazacağım. “Sular bulanmadan durulmaz.”derler ya kafalar da karışmadan durulmaz mı acaba?

          Ne uzatıyoruz ki, en azından düşünüvereceksiniz. Düşünmek, düşündürmek fena mı? Düşün düşünebildiğin kadar; ama düşüncelerini açık açık yazma, gizli kapaklı yaz, dolaylı yaz... Bu söz olmadı. Böylesi bir söz etmek bize yakışmaz, değil mi.

           ‘Böyle de yazılmaz ki, yazının sonu başa, başı sona alınmaz ki’ demeyin. Görüyor musunuz, bir yazının böyle ters yazılmasına dikkat ediyorsunuz. Dünyanın tersine döndüğü, ayakların baş, başların ayak olduğu bu dönemde böyle yazı yazmam kabahat mı oluyor.

          Ne yazsam, ne yazsam? Yarın 23 Nisan. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı olduğuna göre bu konuyu, az da olsa yazmalı değil miyim?

         Yazmalıyım tabii.

          “Türk ulusu”kavramı bir üst kavramdır. Türkiye Cumhuriyetine yurttaşlık bağı ile bağlı olanlar Türk diye adlandırılır. Binlerce yıldır kullanılagelen Türk üst kimliğini kaldırıp alt kimliklerden söz etmek de ne oluyor? Bu sömürgecilerin bir projesi değilse büyük bir gaflettir.

          Yukarıdaki paragrafı yazmak gereğini duydum; çünkü Ulusu üst kimlik olarak ele almazsak, Türklüğümüzle kıvanç duymazsak bayramların da bir anlamı olmaz.

          Egemenlik için de aynı sözleri tekrarlamak durumundayız. Alt kimlikleri öne çıkarırsanız Türkiye'nin parçalanmasına zemin hazırlamış olursunuz.

        Ulusalcılık ve egemenlik kavramlarını bozarsanız, yozlaştırırsanız bayramlar göstermelik olmaktan öteye gitmez.

         Bu konuda bir alıntıyla yetinelim:

        “ Ulusçulukla / milliyetçilikle hesaplaşmak, o milleti köklerinden kopararak sömürgeleştirmeden başka bir işe yaramaz.

          Dolayısıyla Ulusçulukla / Milliyetçilikle hesaplaşmak, küresel güçlerin amacına hizmet eder.

         Türkiye Cumhuriyeti, Türk milliyetçiliği üzerine kurulmuştur ancak millet anlayışı ırkçı, şovenist ve dışlayıcı değildir; “Ne Mutlu Türküm Diyene” temeline dayanır.

         Bunu ayrıştırıcı olarak görmek, milli kimlikle sıkıntı duymak; bunun dışında her hangi bir ortak aidiyet zemininde toplumun  birleştirilebileceğini düşünmek, benim anlama ve idrak sınırlarımın dışındadır.

         Zira ben, milli kimlik ile sıkıntı duyulmasının milli güvenlik konularında çok büyük tehditler yaratacağı düşüncesindeyim.”[i]

          Bayram öncesi yazılan bu karalamalardan bir şey anlamadınız değil mi?

         Siz bu yazıyı bir kenara bırakın. 23 Nisan günü, yani yarın yayınlanacak mesajlara, yapılacak konuşma ve etkinliklere dikkat edin. Dikkat edin derken onlara inanın veya inanmayın demek istemiyoruz. Sözlerin hatta yeminlerin tutulmadığı günümüzde neye inanacağımızı bilemiyoruz. Ben sözleri kendi akıl süzgecimizden geçirmenin yararlı olacağı düşüncesindeyim.

        Yıl 2015. Yarın 23 Nisan / bir buruk oluyor insan / Pişman oluyor, yurttaşlık görevini iyi yapamayan insan.

        Yarınların güzel olması dileğiyle...

         Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli, 22. 04. 2015


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder