16 Mart 2015 Pazartesi

Yazının başlığını siz koyun

Az gittim uz gittim… Dere tepe düz gittim. Çayır çimen geçerek, lale sümbül biçerek; soğuk sular içerek, altı ayla bir güz gittim. Bir de dönüp ardıma baktım ki, ne göreyim, gide gide bir arpa boyu yol gitmişim!..
Masal anlatıyor değilim, maalesef gerçeğin taa kendisini dile getiriyorum.
Bazılarınız “Arpa boyu kadar bile yol gidememişiz.”derlerse yadırgamam, göreli olarak geriye gitmişiz.
Geçmiş defterleri karıştırırken tam 41 yıl önce yazdığım bir yazıyı buldum.Van Muradiye Ortaokulunda görev yaparken, öğrencilerim yanında halkımızı da becerebildiğim ölçüde aydınlatmayı görev bildiğim için Van Postası Gazetesinde denemeler yazıyordum. “On Yıllar Sonra” başlıklı yazımı ekliyorum. Yazımımı eklediğime göre altına bugün de imza attığımı söyleyebilirim. Ama bu yazıyı, bugüne uyarlayıp açıklayamam. Ne olur, ne olmaz, başımın belaya girmesini istemem. Ekli yazıyı dikkatlice, irdeleyerek, bazı sorular sorarak okuyalım.
“Bu anda neler düşündüğünüzü bilemem. Ama öyle sanırım ki: Emperyalistlerin sömürme yollarını, yerli işbirlikçilerini düşünmüşsünüzdür. Vurguncuların, istifçilerin ve kara borsacıların hangi ortamda ve nasıl türediklerini aklınızdan geçirmişsinizdir. Belki de bunların gölgeleri yani pahalılık, yokluk … vb. geldi aklınıza. Kim bilir, belki de kardeşleriyle vuruşanlar geldi… Bütün bunlar zincirin birer halkasıdır. Zincirleri kırmak gerek. Bunları ayrıntılarıyla halkımıza anlatmamız gerek, yazmamız gerek. Ama nasıl?”(S. Gencal, On Yıllar Sonra)
...
 “ ... halkım bu kapalı kapıları açar. Açar da kimin ne olduğunu görür. Görür de ona göre durumunu ayarlar.” ( S. Gencal, On Yıllar Sonra)
41 yılda aça aça kozmik kapılar açıldı; ama asıl açılması gereken kapılar hâlâ kapalı.
Aslında kapalı olan bizim zihnimiz. Kapalı olan bizim gözümüz kulağımız...

            Gözünü aç kardeşim, kulağını aç evladım, zihnini aç torunum...Yazdıklarımı yabana atma okuyucum.
           Biliyorum acayip yazdım. Yarım asır önceki ideal öğretmen gibi olamıyorum. Saçmalıyorum. Saçmalarım hedefe vurur mu vurmaz mı bilemem. Nokta atışı yapsam, ey falancı filancı, yeter artık diyebilsem... Ben diyemiyorum, sen diyemiyorsun, o diyemiyor... Lâl olduk lâl. Böyle giderse gider de istiklâl...  
          
           “Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.”
           Sabahattin Gencal, Başiskele- Kocaeli, 16. 03. 2015


 *****

 ON YILLAR SONRA



N. Cumali bir yazısında şöyle diyor: “Ben genel olarak Gothe’nin bir öğüdünü düstur bilirim. “Konunuzu on yıl bekletmeden yazmayın. Ancak unutmadığınız ve on yıl sonra dahi yazılacak değerde bulduğunuz konuları yazmalısınız.” der.”
Bu güzel öğüdü siz de beğenmişsinizdir.
Roman, öykü, oyun ve şiir konuları için verilen ve bunlar için çok doğru olan bu öğüdü düşünce yazıları yazan kişi tutabilir mi? Başka deyişle bugünkü bir konuyu on yıl sonra mı yazacağız? Hayır kuşkusuz.
Yine Goethe’nin:
Yardımı zamanında yapmazsan eğer
Azalır taşımış olduğu değer.” Sözünü

“Yazını zamanında yazmazsan eğer
Azalır taşımış olduğu değer.” Biçiminde söylüyorum.

Şimdi bana “Siz bir konuyu zamanında yazmıyorsunuz ki örneğin Amerikan yardımının kesilmesi büyük yankılar uyandırırken siz yazmıyorsunuz.”diyebilirsiniz. Ben de “yardım kesildikten sonra yazmak, zamanında yazmak demek değildir. Daha önceden yazmalı, söylemeli.”derim.
Peki, daha önceden yazanlar olmadı mı?
Oldu. Fakat…
Bu “fakat” sözcüğünden sonra söylenebilecekleri bir bir düşünün.
Bu anda neler düşündüğünüzü bilemem. Ama öyle sanırım ki: Emperyalistlerin sömürme yollarını, yerli işbirlikçilerini düşünmüşsünüzdür. Vurguncuların, istifçilerin ve kara borsacıların hangi ortamda ve nasıl türediklerini aklınızdan geçirmişsinizdir. Belki de bunların gölgeleri yani pahalılık, yokluk … vb. geldi aklınıza. Kim bilir, belki de kardeşleriyle vuruşanlar geldi… Bütün bunlar zincirin birer halkasıdır. Zincirleri kırmak gerek. Bunları ayrıntılarıyla halkımıza anlatmamız gerek, yazmamız gerek. Ama nasıl?
Öyle yazmalıyız ki on yıl sonra da on yıllar sonra da yazı değerini kaybetmesin. Bunun için de kişi ve kurumlardan çok asıl konu üzerinde, kaynak üzerinde durmalı. Böylesi belki kapalı olur. Ancak halkım bu kapalı kapıları açar. Açar da kimin ne olduğunu görür. Görür de ona göre durumunu ayarlar.
On yıllar, yüz yıllar sonra da devamlı mutluluklar…

Sabahattin Gencal, Muradiye- Van 1974
------------------------------------------------ 

Not: Bu yazı 1974 yılında Van Postası Gazetesinde yayınlandı

2 yorum:

  1. Yazınız birçok kez okunmayı ve üzerinde düşünmeyi hak ediyor. Alıntılarınız yerinde ve yol gösterici. Paylaşımınız için teşekkürler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba,
      Ziyaretiniz ve yorumunuz için teşekkür ederim.
      Hayırlı günler dileğiyle...

      Sil