24 Şubat 2015 Salı

Hey hey yine de hey hey, yine de hey hey!



Hey hey yine de hey hey, yine de hey hey!
Benden selam olsun Bolu Beyi'ne,
...
           Yukarıdaki dizeler, büyük ihtimalle Köroğlu’nu hatırlattı sizlere. İnanın, ben Köroğlu’nu değil, bu son 7-8 yılda sık sık dile getirdiğim, birkaç defa da kaleme aldığım HEEY / GENCAL masasını hatırlatmak istedim.

            İlkin HEEY’in açılımını yazalım, elli defa yazdım; ama olsun binbir defa daha olsa yazmakta yarar görüyorum:
         Hukuk, Eğitim, Ekonomi, Yönetim dallarının baş harfleri: HEEY.
           Bunu niçin yazdığımı da kısaca ve tekraren belirteyim: 
           Sorunlara çözümler üretilirken bir öncelik sırası yapılır genellikle. Benim önceliğim de HEEY’dir. Bunların hepsi birbirinden ayrılmadan birinci sıradadırlar. Önce H, sonra E vd. Değil hepsi ilk sırada. Bu dörtlüyü masanın dört ayağına benzetmiştim. Nasıl ki bir ayak olmazsa masa işlevini göremezse HEEY’i bir bütün olarak ele almazsak çözüm geliştiremeyiz.
         Çözüm derken, bazı yöneticiler gibi kafanızda soru işaretleri bırakmadan kısaca açıklayalım:
Bugün Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en bunalımlı dönemindedir. Bunu da elli defa söyledik. Şimdi de söylüyoruz; ama birkaç ilave ile yazalım.

        Türkiye Cumhuriyeti artık duvara toslamak üzere. Duvara toslamadan, büyük bir kaosa düşmeden kurtuluş önerileri geliştirmek gerekir. Açık deyişle hizmet yarışı olması gereken siyaseti başka yarışlara çevirenleri inceleyip, acınacak durumlarını toplumumuza anlatarak olumsuz siyasetçi imajını olumluya çevirmek için ne yapmak gerektiği hususunda çözümler üretmek gerekir. Dibe vuran hukukumuzun ve eğitimizin çağdaşlaşması için; yurttaşlarımızın makarna ve kömür sadakası almaya mecbur kalmadan insanca yaşayabilmeleri için ne yapmak gerektiği hususunda çözümler üretmek...
         Dikkat edilirse kurumlarımızı, değerlerimizi, insanlarımızı geliştirmek için, tek kelimeyle “çağdaşlaşmak” için mevcut sorunlara çözüm önerileri geliştirmekten söz ediyoruz. Yoksa bölünmeye zemin hazırlamak, yurttaşlarımızı birbirlerine düşürerek gerginlik politikaları ile oligarşinin yerinde tunçlaşmasını sağlamaktan söz etmiyoruz.
         Ben TBMM’i kalbe benzettim ki, hâlâ aynı düşüncedeyim. Hâlâ umudumu kaybetmedim; ama ne hikmetse TBMM’nin saygınlığını da, diğer kurum ve kuruluşlarda olduğu gibi sıfırlamak isteyenler az da olsa moralimi bozuyor.
          Moralsiz olmaya hakkım olmadığını kendi kendime tekrarlayarak bu yazıyı kaleme alıyorum.
         TBMM’i üyelerine duyurmak için yazmıyorum; TBMM’i başkanı dahil birçok siyasetçi düşünemediğimiz, ifadeden aciz kaldığımız hususları satır aralarında söylemelerine rağmen değişen bir şey olmadı. Satır aralarında değil de doğrudan, açık ve net biçimde söylemiş olsalardı parlementer rejim böyle itibar kaybına uğrar mıydı, uğramaz mıydı...
         Yetkililere de bir duyurum yoktur; çünkü her gün her gün uzmanlarımız gerçekleri sıralıyorlar. Diyeceğim uzmanları dinlemeyenler, dah acısı vicdanlarını dinlemeyenler bizi mi dinlerler...

       Ben sizler için yazıyorum. Yanı vekile değil asıla sesleniyorum.

        Böylesine küçücük bir bloktan herkese seslendiğini söylemek saflık oluyor değil mi; işte onun için “Ben senin için yazıyorum” diyorum. Bazı yazarlar “Kendim için yazıyorum.” gibisinden laflar ediyorlar. Doğrusu bu kadarını beceremiyorum. Ben senin için yazıyorum.
        Ne olursun, yanlış anlama, ben çocuklarım, ailem, öğrencilerim dahil hiç kimseye bir fikir empoze etmedim etmem de. Her zaman yazdığımı ve söylediğimi tekrar edeyim: Aklımızı kullanalım.
          Bazı nörologlara göre, bir insanın düşünceleri kolay kolay değişmezmiş.İşte bu gerçeği bilen bazıları topluma “sürü psikolojisi” uyguluyor.

           Unutmayalım ki biz sürü değil, Allah’ın cüz-i irade vererek halife olarak yarattığı insanız.
Şimdi sen düşünüyorsun ki Allah bize cüz-i irade bahşetti; ama bazıları bu irademize ipotek koyuyor. Gözümüzü geçimle korkutuyorlar, dinle altatıyorlar, ne bileyim akla gelmeyecek yöntemlerle göz boyuyorlar...
           Sen sen ol da, maküs talihin değiştir. Yine seslenmemizi çoğullaştıralım: 
          Biz biz olalım, aklımızı kullanmasını bilelim. Kulaklarımızı iyice açarak vicdanımızın sesini duyalım. Tabii gönül kulağından söz ediyoruz.
         “HEEY HEEY”den yazıya girdik, önce yazdıklarımızı tekrar ederek başınızı ağırttık. Asıl söylemek istediğimizi anlamışsınızdır.
            Geçenlerde bir millet vekili meclis kürsüsünden, beş dakikalık konuşma hakkını bir sloganı tekrarlayarak doldurdu. Ben de onun gibi bu sayfaya baştan sona;  “Hey hey yine de hey hey, yine de hey hey!  Hey hey yine de hey hey, yine de hey hey! Hey hey yine de hey hey, yine de hey hey!...”le doldurmak geçti aklımdan. Sonra vaz geçtim. Olur ya kimilerinin heyheyleri tutar da yurttaşlarımıza yine zarar verir diye korktum.
          “Benden selam olsun Bolu Beyi'ne” mısrasının üzerinde hiç durmadım. İnşallah bu mısrayı tekrar hatırlamam. Böylesine selamlaşma aşamasına gelmek, kaosa girmek demek olur ki Allah göstermesin. Biz, ancak elimizden geleni, açık deyişle bizzat düzeltme eylemini, buna gücümüz yetmezse yazıp söyleme eylemini, buna da gücümüz yetmezse buğzu gerçekleştirdikten sonra işimizi Allah’a havale ederiz.
           Bolu Beyleri ile işimiz olmaz bizim.
           Sizleri / Seni gönül dolusu saygı ve sevgilerimizle selâmlıyorum.

           Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli     
------------------------------------------- 

4 yorum:

  1. Merhabalar Sabahattin Hocam.
    Arada sırada bir fırsat bulduğumda şöyle kısa gezintiler yapıyorum. Kaleme alarak paylaştığınız HEEEY'in tamamını okuyamadım ama az çok ne mesaj vermek istediğinizi anladım. Bu konuya ilaveten bir şeyler yazmaktan çok hasret gidermek istiyorum. İnşAllah sağlık sıhhat ve afiyettesinizdir. Selam ve dualarımla birlikte en Güzel'e emanet olun sayın hocam, en kısa zamanda tekrar sayfalarda olmak dileğimle birlikte hoşçakalın.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba Recep Bey kardeşim,
      Önce ziyaretiniz ve yorumunuz için teşekkür ederim.
      Hamd olsun iyiyim, daha doğrusu iyi olmaya çalışıyoruz. İnşallah sizler de iyisiniz.
      Blogların bir fikir vermeye, bir mesaj iletmeye yarayıp yaramadığı konusunda bir incelemem yok. Ancak bloglar vasıtasıyla arkadaş edinmek güzel bir şey. Duygu ve düşünce paylaşımı da güzel. Bu konuda sizin çalışmalarınız örnek olacaktır. Blogları, bir müddet olsa bile bırakmanızla bir eksiklik oluştu. Öylesine alıştık size. Onun için yazılarınızı bir an önce bekliyoruz.
      Selam ve sevgilerimi iletirken hayırlı günler dilerim.

      Sil
  2. merhabalar hocamm.. karamsarlık bizlere yakışmıyor..herşey iyi olcak bir gün.. bunun inancıyla ayakta duruyoruz. iyiiye giden şeyleri de es geçemeyiz dimi... iyiye iyi güzele güzel demek zorundayız.. ben de bu inanctayım... birlik beraberlik içinde daha güzele..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba,
      Ziyaretiniz ve yorumunuz için teşekkür ederim.
      Hayırlı günler dileğiyle.

      Sil