7 Ocak 2015 Çarşamba

Penceremden 4

            Bugün 07 Ocak 2015, günlerden Çarşamba. Saat 09.03. Bilgisayarımın başındayım.
Parmaklarım klavyenin üzerinde, gözüm hem klavyede, hem bilgisayar ekranında. Hemen durumu anlamışsınızdır. Yazmasını iyice becerebilseydim gözüm hep ekranda olurdu.
            Dışarısı bembeyaz ya içimiz... Pencereleri açınca dışarıda bayağı soğuk var. Bu soğuğun derecesi ölçülebilir ya içimizdeki soğukluğun derecesi...

            Yazıyorum. Blogda yayınlamak üzere yazıyorum. Hemen anlamışsınızdır. Yayınlamak için yazılanlar seçilebilen duygu ve düşüncelerdir. Ne demek mi istiyoruz? İçimizden sayısız, sınırsız düşünce ve duygu geçer. Bunlara yetişmek mümkün değil. Bir yerlerde okumuş hatta bir ara yazmıştım, düşünce ve duyguların hızına yetişilemiyor. Yetişebildiğimizi bloke ediyoruz. Tabii, bunlardan yayınlanmasını uygun gördüğümüzü yazıveriyoruz. Yani bir nevi otosansür uyguluyoruz. Hemen hüküm vermeyin. Hangi yazar otosansür uygulamaz. Hangi yazar duygu ve düşüncelerini olduğu gibi döker ortaya. Bazı yazarlar içinsamimi falan filan derler ya siz bu sözlere kanmayın. Tabii, görecelidir bu konu.
            Gün ve saat vererek başladım yazıma. Aslında bir de biyolojik saat, vücut ya da beden saati dediğimiz saatin var olduğunu bilirsiniz.
Biyolojik saatimin ayarları bu son haftadır bozuldu. Dün gece uyuyamamıştım, bu gece de uyuyamadım.
            Saat 01.15’te uyandım. Biraz sonra elektrikler kesildi. Elekrikler kesilmeseydi ya kitap okurdum, ya da internete girerdim. Yatakta öyle uzanıp durdum, kıvranıp durdum. Bir ara dalar gibi oldum. Saat 02.45’te uyandım. Eşim de uyanmıştı. Birkaç kelâm ettikten sonra bana mutfakta kendisine yardım edip edemeyeceğimi sordu. Kabul ettim tabii.
         Eşim zamanı da israf etmez. Uyuyamadığı zaman abdestini alır zikre başlar, veya yapılması gereken işini yapar. Ben böyle olamıyorum. Evet, ben ki 35 yıllık öğretmenlik hayatımda öğrencilerime zamanın çok kıymetli olduğunu, bir anın bile boşa geçirilmemesi gerektiğini söyleyip duran ben, uykusuz gecelerimi israf ediyorum. Uzatmayalım, eşimle mutfağa gittik. Tam işe koyulacakken elektrikler yine kesiliverdi. Tabii, yatağa dönüverdik. Bu arada pencereden baktığımızı da ekleyeyim. Her taraf bembeyaz olmuştu. Sokak lambaları yanıyordu. Lamba ışığında kar, güzel manzara... Eşim evin elektrik sigortasına bakmamı söyledi. Sigortalarda bir sorun yoktu. Biraz sonra da sokak lambaları sönünce genel bir elektrik kesintisi olduğunu anladık. Ben yatıverdim. Eşim gecikti biraz. Pencerelerin denizliklerine küçük küçük ekmek parçaları koydu. Böyle havalarda kuşları, kargaları kollamak gerekti. Bazen bana der: “Dedesi kuşlara su dök, kuşlara ekmek ...”Eşim, dışarı çıkamıyor; ama evin içinden de olsa hayvanları korumaya çalışıyor. Eşimin takdir ettiğim davranışlarından biri de bu hayvan sevgisidir, bu gözetip kollama duygusudur.
Elektrik yok. Ne bilgisar, ne televizyon, ne de kitap açıyoruz. Fazla da konuşmuyoruz. “Ben uyuyamıyorum, eşimi de uygusuz bırakmayayım.”diyoruz içimizden. Bir ara “ne geçiyor aklından?”diye sordu bana. Binbir şey dedim. Baktım o da aynısını diyor. Çocukluğundan, gençliğnden, yeni evliliğinden...kısaca hayatının bütün safhalarından kesitler geliyormuş gözünün önüne. Benim de öyle hop çocukluğumdayım, hop şurdayım, hop burdayım.
Düşünmesini, daha doğrusu sistemli düşünmesini bilebilseydik zamanımızı böyle boşa harcamazdık. Elli keredir  aynı şeyleri söylüyoruz.
           Bir ara düşünce ve duygu hakkında düşündüm. Daha önceleri de karşılaştırmalı olarak düşünmüştüm. Düşünce su ise, duygu buhardır, düşünce ateşse duygu dumandır, düşünce bitkiyse duygu yapraklarıdır, çiçekleridir...falan filan gibi benzetmeler gelirdi aklıma. Bu gece de “Düşünce petekse duygu baldır.” benzetmesi geldi aklıma. Bu güzel benzetmeyi bu satırlarda carcur etmeyelim. Bu benzetme ayrıca ve özellikle ele alınması gerekir gibime geliyor. Petek olmayınca nasıl ki bal olmuyorsa düşünce olmayınca duygu da olmaz. Petekler doğal olabileceği gibi yapma da olabilir. Biz doğal petek yapıp içini balla dolduramıyoruz. Allah zeval vermesin, devletimiz de petek vermiyor. Petek yapma, bal üretme ortamı da sağlayamıyor. Uzatmayalım, dedim ya bu apayrı bir konu. Galiba bu benzetmenin patenti de bana ait.İleride konuyu işleriz inşallah. Şimdi günü nasıl geçirdiğimiz konusuna dönelim :
            Sabah namazından sonra internete girdim. Biraz okuduktan sonra, daha doğrusu gazete haberleriyle, gazete ilanlarıyla moralim bozulduktan sonra fotoğraf makinesini alarak pencerelerden fotoğraflar çekmeye başladım. Eşim evi soğuttuğumdan söz etti bir ara. Ben de oksijenin her bakımdan iyi olacağını söyledim. Sahi bazı yetkililer oksijensiz mi kalıyorlar ne...
          Çektiğim fotoğrafları bilgisayara yüklemeye başladım; ama alamadım. Daha dün almıştım. Nasıl da unuttum almasını. Eşim, torunumuzun uyanınca alabileceğini söyledi ve beni mutfağa davet etti. Mutfakta bırazcık kendisine yardım ettikten sonra tekrar bilgisayarımın başına döndüm.
Fotoğrafları yükleyebildim. Bazı fotoğrafları sildim. Benim fotoğraflarım da silinen fotoğraflar arasında. Şimdilerde selfie mi diyorlar ne diyorlarsa kendi kendimizin fotoğrafını çekmeye. Fotoğrafımı çektim; ama beğenmedim. Ben ki yakışıklılığa, güzelliğe, çirkinliğe; gençliğe, yaşlılığa bakmazdım. Evet, aklıma böyle şeyler gelmezdi; ama bu fotoğraflar yaşımdan yani 72 yaşından çok daha fazla yaşlı gösteriyorlar beni; güzel, yakışıklı değilim belki, ancak bu kadar da çirkin olamam ki... Hülasa fotoğrafları sildim. Bu notu niye yazdım biliyor musunuz? İnsan kaç yaşında olursa olsun, güzel görünmek istiyor, en azından yaşının adamı gibi görünmek istiyor. 
Sabahattin Gencal, Başiskele, 07. 01. 2015
                       Sonradan eklenen not: Bu yazıyı yayınladıktan sonra bir iki saat geçmedi ki fotoğrafları sildiğime pişman oldum. Öyle ya "olduğun gibi görün..."prensibine bizim de uymamız gerekir. Bu kez selfie değil torunum Fatmanur'un evimizin balkonunda çektiği fotoğrafımı yayınlıyorum.
Yanlış mı söyledim. Bu anda aklıma şu da geliyor. Fotoğrafları sildik diyelim; peki, aklımızdan geçen bunca saçmalıklara ne demeli.
            Kim demiş hatırlamıyorum, “Herkesin saçmalama hakkı vardır.” Öyle de saçmalıkları yazarak okuyucuların vaktini harcama hakkı olmasa gerek.
Daha çok zamanınızı almadan fotoğraflara bakalım mı. İsteyenler karşılaştırma yapmak adına önceki fotoğraflara da bakabilir.
             Güzel bakmanız, güzel görmeniz, güzel düşünmeniz dileğiyle.
             Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli, 07. 01. 2015

Ayrıca bakınız:


Penceremden 4 
( 07. 01. 2015; 08. 40- 08.50'de Sabahattin Gencal'ın objektifine takılanlar)
Her mevsim, her ay, her saat, her an güzeldir. 
Sabahattin Gencal








2 yorum:

  1. elinize sağlık,gene güzel bi yazı yazmışsınız..iyi günler..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba,
      Ziyaretiniz ve yorumunuz için teşekkür ederim.
      Hayırlı günler dileğiyle.

      Sil