24 Kasım 2014 Pazartesi

Emekli Bir Öğretmenin Öğretmen Oğluna Mektubu (3)

           

          Bir ülkede milli eğitimin gelişmesiyle demokrasinin gelişmesi arasında doğru orantı vardır. Eş deyişle milli eğitimdeki düzey ne ise demokrasi de aynı olur.
          Türkiye’mizde eğitimde çok büyük gayretler gösterilerek adım adım ilerlemeler kaydedilmişken bir noktadan sonra hızla geriye kaymaların olduğu görülmüştür:
          Köy enstitülerini kapattılar. Bu yetmedi ilköğretmen okullarını da kapattılar. Bu da yetmedi Eğitim Enstitülerini ve Yüksek öğretmen Okullarını da kapattılar. Anlaşılan bunlar da yetmedi ki şimdilerde ise milli eğitim allak bullak ediliyor.
          Milli Eğitimimize, dolayısıyla demokrasimize, kalkınmamıza, hukukumuza, birliğimize, kısaca her şeyimize ihaneti kimlerin yaptığını tam olarak tespit ettiğimiz yok. Şimdilerde “üst akıl”dan söz edilir oldu. Ben üst akıldan, şundan bundan söz etmeden diyorum ki, emperyalistler ve yerli işbirlikçileri devletimizi çökertmek, ulusumuzu yok etmek için öteden beri düşmanlıklarını göstermektedirler. Dahili ve harici düşmanları görmemek, duymamak için kör ve sağır olmak gerekir.
          Açık seçik olarak diyebiliriz ki Türkiye’mizin durumu iyi değil. Türkiyeyi kargaşaya, kaosa düşmeden kurtarmak için herkesin özellikle de öğretmenlerin üzerlerine düşen görevleri yapması gerekmektedir.
          24 Kasım Öğretmenler Günü dolayısıyla fedakâr, cefakâr öğretmenlerimize seslenmek isterdim kuşkusuz; ama sesimizi duyuramıyoruz. Onun için öğretmen olan oğlumun şahsında tüm öğretmenlere sesleniyorum:

            Değerli Meslektaşım, Sevgili Oğlum,

          Bugün 24 Kasım 2014 Öğretmenler Günü. Bugün kutlanılabilecek bir günse ben de gününüzü kutlarım.

          Bugün duyabileceğiniz, okuyabileceğiniz övgüleri bir yana bırakarak bir gün, hatta bir saat, bu da olmazsa bir dakika düşünmenizi  isterim. İsterseniz birlikte düşünelim:

          Bugün devletimizin, ulusumuzun durumuna üzülmeyen var mı? Durumumuza herkes üzülüyordur. Ama ben, bir ilköğretmen okulu mezunu olarak, bir Eğitim Enstitüsü mezunu olarak, ayrıca hukuk fakültesini bitirmiş, kamu yönetimi uzmanı da olmuş biri olarak daha çok üzülüyorum. Bu üzüntülerle yaşanamaz. Onun için bir an önce çözüm üretmek gerekir.

          Horace Mann "Okullar demokrasinin kalesidir." diyor. Okullar hem demokrasinin kaleleri hem de beşiğidir. Demokrasi bir kültürdür. Gece yarılarında kanun çıkartmakla, torba kanunlarla demokrasi yaşatılamaz.
          Okul  hayatın bir modeli olduğuna göre demokrasi de okulda hazmedilir. Demokrat kişilik burada kazanılır. Bencillikler burada yok edilir.
          Böyle bilinen gerçekleri, iki kere iki dört eder gibi kesin olan durumları niye tekrar ediyorum ki? Şunun için:
          Okullarımızda Eğitici Çalışmalar Yönetmelikleri var ya, işte, bu yönetmeliklere, yönergelere tam olarak uyulması gerektiğini vurguluyorum.
          İlköğretmen okulundayken sınıf başkanımızı, okul başkanımızı kendimiz seçerdik. Eğitsel kol seçimlerini de kendimiz organize ederdik. Propoganda yapılmaz mıydı? Yapılırdı; ama yalan dolan yoktu; çamur atmak, iftira etmek yoktu. Ayrımcılık yoktu, kutuplaşmalar yoktu, kin, haset, kıskançlık yoktu...
          “Ne oldu da demokrasimiz yozlaştı?”konusu ayrı bir çalışma konusudur. Burada diyeceğim şudur: Eğitici çalışmaların tam istenildiği gibi yapılması için çabalayınız.
          Eğitici çalışmalar için zamanınızın olmadığını, bu çalışmaların kambur üstüne kambur olduğunu bilmiyor değilim. Buna rağmen dikkatlı olunmasını öğütlüyorum.
          Kısaca beşikteki bebeğin sağlıklı büyütülmesi için bir ana gibi, bir baba gibi demeyeceğim bir öğretmen gibi çalışılmalıdır.
          Okullar demokrasinin beşiği olduğu kadar demokrasinin kaleleridirler. Kale neyi çağrıştırır? Korumayı değil mi? Bu koruma işini nasıl yapabiliriz? Bu konuda adımlarımızı çok dikkatli atmalıyız. Ağzınızdan çıkacak tek bir kelime aleyhinize delil olarak kullanılabilir. Önce tutuklarlar, sonra delil üretirler. Önce hapse atıp işkence ederler, sonra “pardon” derler... İşte bunun için çok dikkatli olunmasını öğütlüyorum. Açık deyişle bu konularda bireysel değil örgütlü çalışılmasını öneriyorum.
          Bugün adı sendika olan birçok öğretmen dernekleri vardır. Ayrı görüşlerde olmak doğaldır. Tek görüş tek dernek, tek sendika olsun düşüncesinde değiliz; ama sendikaların ortak amaçları olmalı değil mi? Bu saydığımız tüm sendika adını taşıyan dernekler tüm öğretmenleri arkalarına alabilse gerçek anlamında sendikaya kavuşamaz mıydık?
          Bazı sendika adını taşıyan derneklerin milli eğitimi çökertme faaliyetlerine alet olduklarını basından üzülerek öğreniyoruz. Sadece üzülmekle kalmıyor, birleşebilme umutlarımız da kayboluyor.
          Umut kaybetmenin ne kadar kötü olduğunu bilmeyen yoktur sanırım. İş bu raddeye gelince bize düşen de “Yeter artık!” demek olacaktır.

          Sevgili oğlum, değerli meslektaşım, sözde mektup yazacaktım; düşünce ve duygularımı sıralamış oldum. Sizlerin de aynı düşünce ve duygularla dolu olduğunuzu  biliyorum.
Güzel duyguların, yararlı düşüncelerin devamlı olmasını diliyorum. Umutsuzluğa düşmemenizi de diliyorum.
          Yukarıda belirttiğim üzere bireysel olarak yapabileceğin bir şey yoktur. Yönetmelikte, yönergelerde belirtilen görevleri hakkıyla yap, müfredat konularını en iyi biçimde işle ki vicdanın rahat olsun.
          Vicdansızların çoğaldığı günümüzde vicdanı rahat olmak az bir şey değil.
          “Fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür” bireyler yetiştirmek için; ahlâklı ve dürüst bireyler yetiştirmek için kısaca insan gibi insanlar yetiştirmek için çabalayacağınıza eminim.
          Başarılı olacağınızdan, milli eğitim meşalesini söndürmeyeceğinizden de eminim.  Çünkü siz öğretmensiniz.
          Emin, güvenilir, ahlâklı, dürüst, çalışkan, fedakâr  kısaca tüm güzel vasıfları üzerinde taşıyan meslektaşım, sevgili yavrum, şahsınızda tüm öğretmenlerimizin öğretmenler gününü tebrik ederim. Bütün günlerinizin kutlu  ve mutluluğunuzun daim olmasını dilerken tümünüzün gözlerinden öperim. 

           Sabahattin Gencal (Emekli Öğretmen) 
           Başiskele-Kocaeli, 24. 11. 2014
             ********
Ayrıca bakınız


       ********
Milletleri kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir. Öğretmenden, eğiticiden mahrum bir millet, henüz bir millet adını alma yeteneğini kazanamamıştır. 
(Atatürk)
**********

4 yorum:

  1. Bir baba için evladının da kendisiyle aynı mesleği seçmesi, hele de bu, "öğretmenlik" gibi kutsal bir görevi içeriyorsa, nasıl mutluluk ve kıvanç vericidir tahmin edebiliyorum.
    Her ikinizin ve nezdinizde tüm değerli öğretmenlerimizin gününü kutluyor, sağlık ve mutluluk diliyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba,
      Ziyaretiniz için teşekkür ederim.
      Özlü mesajınız için de teşekkürler. Sizlerin de öğretmenler gününü kutlarken devamlı sağlık ve mutluluklar dilerim.

      Sil
  2. Öğretmenler gününüzü en içten dileklerimle kutluyorum. Sevgiyle kalın.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba,
      Ziyaretiniz ve iyi dilekleriniz için teşekkür ederim.
      Hayırlı günler dileğiyle...

      Sil