16 Ekim 2014 Perşembe

Uykuyu Beklerken

           İnsanlara “ne istersiniz?” diye sorulsa bin bir cevap alabilirsiniz. Ama” uyku isterim.”diyene rastlayamazsınız veya çok az rastlarsınız. Doğrusu benim de 72’ye girdiğim bu yaşıma kadar böyle bir isteğim olmamıştı. Oysa uyku çok önemlidir.

         Uyku sağlıktır, huzurdur, mutluluktur. Uyku sırasında organizma dinlenmekle kalmaz yenilenir de. Uyku sırasında bile çalışan beyin de önce edinilen bilgileri işleyip düzenlemeye devam eder. Kısaca uyku büyük bir nimettir.
        Biz bütün nimetlerin olduğu gibi uyku nimetinin de kıymetini kaçırınca anlarız.

        Ben önceleri başımı yastığa koyar koymaz uyurdum. Daha doğrusu uykum gelince başımı yastığa koyardım. Uykum kaçınca da kalkardım. Yaşlanınca, başka deyişle 72 yaşıma girince  düzenim de değişti. Uykum gelmeden yatağa uzanıveriyor ve uykuyu bekliyorum.

        “Uykuyu Beklerken” başlıklı bir yazı yazsam, bir ya da bir kaç yazı az gelir; bu konuda eser yazsam  diyorum. Tabii, böyle düşünürken “Godot'yu Beklerken”[i]isimli eseri çağrıştırıyorum.

        Kimilerine göre tüm zamanların en iyisi olan Beckett’in bu oyununu tekrar okumak isterdim. Bundan da yaralanarak “Uykuyu Beklerken” eserini yazıp gün yüzüne çıkartabilirdik. Neyi gün yüzüne çıkartabildik ki bu konuyu çıkartabilelim. Nasıl ki “Godot’yu Beklerken”, sonu gelmeyen ve anlamsızlığı daha başından belli olan bir bekleyişin anlatıldığı Absürd tiyatronun, üzerinde en çok inceleme yapılmış oyunsa  sözünü ettiğimiz uyku sorunu da uzmanların bile tam olarak altından kalkamadığı bir sorundur. Onun için uzmanı olmadığımız konulara girmeden içimizden geçenleri yazmakla yetinelim.


        Uykuyu beklerken kitap okurdum önceleri, şimdilerde ise maalesef, daha çok televizyon izliyorum. Gençler duymasın, “Yatak odalarınıza televizyon sokmayın.”diyen doktorlar da duymasın.  Bir televizyon olsa neyse, yatak odamız da bilgisayar da telefonlar da var.  Belli bir saatte cihazların elektrikten irtibatlarını kesiyoruz. Elektriksiz bu cihazların birer nesneden farklı olmadığını düşünüyoruz. Ama ne olursa olsun yaptığımızın bir hata olduğunu da biliyoruz. “Hiç değilse bu durumu yazmayın.” diyenler olacaktır elbet. Onlara da “Olumsuzluklardan da ibret alınabilir” mesajını vermek isteriz.

       Peyami Safa mı demişti? “Kötü yazarlar girişte dolanır, dolanır da bir türlü asıl konuya giremezler.” Sözü tam olarak aktaramadım buna benzer bir sözdü işte. Niçin aktaramıyorum, niçin odaklanamıyorum? Belkide uykusuzluktan. Çünkü uykusuzluk bellek bozukluğu yanında, odaklanma sorunu, dikkatsizlik de getiriyor.

        Gecenin tam ortasında uykum kaçtı. Yorgun, ağrılı, bitkin bedenimi bırakıp kaçtı. Yalnız bedenimi değil beynimi, ruhumu da terk etti. Bir türlü uyku tutmaz oldu. Beynimden duygular, düşünceler dereler gibi sesli sesli akmaya başladı.

        Küçükken mesire evimiz dere kenarındaydı. Geceleri  derenin sesini duyardık.Hele yağmur yağanda evin tahtadan olan duvarlarına, ince tahtadan olan çatısına vuran damlaların sesleri, rüzgâr olduğunda çıkan sesler... Dere taşınca çakıl taşlarını sürüklerdi bu seslerle biz de sürüklenirdik. İyi havalarda ninnilenir, kötü havalarda endişelenirdik. Bu sesler hâlâ kulağımda. Biliyor musunuz, doktora da söyledim bunu. Muayene ve bir takım incelemeler  yaptılar. Sonunda %23 desibel ses kaybı olduğuna karar verildi. Duyulan sesleri kesmenin çaresi yokmuş. Sebebi olarak da gençliğimde gürültülü ortamda çalışmamı gösterdiler. Doğru 35 yıl öğretmenlik yaptım. Çocukların seslerini hâlâ duyuyorum.
        Uykuyu beklerken sadece dere sesi, öğrenci sesi duysam öp de başına koy. Televizyon spikerlerinin verdiği kötü haberler, çevremizde duyduklarımız... ayrı ayrı saymayalım bin bir ses, binbir sorun uykumu bölüyor, beynimi yoruyor. Uyku herhalde beynimin durulmasını bekliyordur.
        “Kaçak” bakalım bu gece dönecek mi? Döner inşallah diyerek devam edelim. Sabah namazı vaktine kadar bir iki saat boşuna bekledim uykuyu. Boşuna akan sular gibi aktı düşünce ve duygularım.
        Sabah namazından sonra yatmadım. Bilgisayarı açtım. Facebook’a, gazetelere göz gezdirdikten sonra  uyku üzerindeki yazılardan bazılarını okuyuverdim. 
        Uyku ve uykusuzluk konusunda o kadar çok çalışma var ki, o kadar çok altın öğütler var ki...  Meğer yeni tanıştığım bu konu özellikle bu son zamanlarda tüm insanların bir numaralı sorunu.

        Aslını sorarsanız ben bu yazdıklarımdan farklı bir şeyler yazmayı düşünüyordum. Uykuyu beklerken aklımdan geçenleri yazacaktım. Daha doğrusu aklımdan geçen bin bir şeyden bir ya da kaçını seçecek ve işleyecektim. Nedense beceremedim. Bazılarının dediğine göre, bir çok ünlü yazar bile bu konuda beceriksiz, geceleri uykusuz geçirmeye neden olan şeyleri, anlatamıyorlar, susuyorlar. Sanatçıların bile beceremediğini biz mi becereceğiz? Bu kadarla yetinelim  İşte.
         Yazımızı Johann Wolfgang von Goethe’in bir sözü ile noktalayalım:

        “Uyu! daha ne istersin!”

        Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli





[i] http://www.gazetebilkent.com/2012/06/13/sonu-gelmeyen-bekleyis-godotyu-beklerken/#sthash.JHYl160y.dpuf



Not:
Sabahattin Gencal'dan yaşlılara öğütler:
(Tıklamayı unutmayın)




2 yorum:

  1. hocam yaşınızı abartmışsınız önemli olan sağlık =) uyku değindiğiniz gibi çok önemli, benimde uykum kuş uykusudur, yarı uyanık yarı uyur vaziyetteyimdir. Allah huzur dolu geceler versin inş.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba,
      Ziyaretiniz ve yorumunuz için teşekkür ederim.
      Görüşlerinize katılıyorum.
      Hayırlı günler dileğiyle.

      Sil