21 Ekim 2014 Salı

Klavye ve Duygu Durumu

        Yazmak istiyorum. Daha doğrusu yazmak ihtiyacı duyuyorum. Sanki yemek , içmek  ihtiyacı gibi yazmak ihtiyacı.
        Klavyenin tuşlarına basmaya başladım; ama bir konu belirlemedim henüz. Böyle de olur mu? Olmaz mı dersiniz? Konu “konusuzluk”  deyip zevahiri kurtarmak da mümkün; ama böylesine üstünkörü yazmaya da gönlüm elvermiyor. En iyisi önce gazetelere bir göz atıvereyim; sonra ilginç bulduğum bir yazı varsa gündeme getireyim;  gerekirse alıntıya başvurayım.
         Bu birkaç cümlemi değerlendirip benim ruh halim hakkında bir yargıya varabilir misiniz?
         El yazısını inceleyip yazarın psikolojini okuma  ilmine grafoloji diyorlar.[i] Burada grafoloji söz konusu bile değil; çünkü kalem kullanmıyoruz. Kalem kullanmadığımız halde bu konuyu niye açtığımı aşağıdaki alıntıyı okursak  anlarız:

        “Bangladeş'te bilim adamları bilgisayarda yazma stilinizden ruh halinizi anlayan bilgisayar programı keşfetti. Yüzde 70 gibi yüksek bir oranda doğru sonuç veren bilgisayar geleceğin "yapay zekası" için ilham kaynağı olacak gibi görünüyor.
       Karşınızdaki yazarken aslında ne hissediyor
       Behaviour and Information Technology isimli dergide yayınlanan araştırmaya göre çalışma Bangladeş'teki İslami Teknoloji Üniversitesi'nde yapıldı. Yaşları 15 ile 40 arasında değişen 25 insan üzerinde yapılan araştırmada Alis Harikalar Diyarı'nda kitabındaki iki paragrafı bilgisayarda yazmaları istendi. Ayrıca gönüllüler her yarım saatte bir duygusal durumlarını da bir köşeye kaydettiler.
        Böylece yazı yazarken, klavyeyi kullanma biçiminden insanların duygu durumu ortaya çıkacaktı. Neşe, korku, sinir, üzüntü gibi duygular test edildi ve programın yüzde 70 oranında doğru bildiği ortaya çıktı.”[ii]

        Demek ki klavyeyi kullanma biçiminden insanların duygu durumu ortaya çıkıyormuş. Ve de bu duyguları geliştirilmiş bir bir bilgisayar programı anlıyormuş.
        Bu anda aklıma ne ne geldi biliyor musunuz? Temelle ilgili bir fıkra aklıma geldi. Fıkrayı tam olarak aktaramayacağım. Temel Amerikadayken  bazılarının bilgisayarla konuştuklarını görüyor. Bilgisayara sorular soruyorlar ve makul cevaplar alıyorlar.  Kendisinin de konuşmasını istiyorlar. Temel bilgisayarın karşısına geçerek “Ne var ne yok?” diye soruyor. Bilgisayar biraz sonra patlayıveriyor. Neden acaba?
        Ben, iki parmakla yazıyorum; takur tukur yazıyorum. Yazarken ara veriyorum. Bazen klavyeye, bazen ekrana bakıyorum. Bilgisarımda yukarıda sözü edilen program olsa çatlar mıydı?

        “Bilgisayar programını bilmem ama ben sıkıntıdan patladım.” diyen okuyucular  da olabilir mi? Olabilir; çünkü bazı duygular bulaşıcıdır. Ben sıkılıyorum, siz sıkılıyorsunuz, o sıkılıyor.

        Aslında günümüz Türkiye’sindeki, Ortadoğu’sundaki ve dünyamızdaki  sıkıcı, üzücü gündemlerden bir an olsun uzaklaşmak için yazmaya çalıştım. Ama anlaşılan başka türlü sıkıntıya neden olduk.
        Benim içinde bulunduğum duygu halini az çok keşfedebileceksiniz; ama ne yazık ki ben sizin bu yazıyı okurken oluşan ruh haliniz hakkında hiç bir fikir edinemeyeceğim. İleride böyle bir keşif olur mu dersiniz. Niye olmasın telepati denen bir olay var ya. Neyse konuyu, uzatmayalım, konuyu sulandırmayalım.

        Klavyede yazan kişinin duygu durumunu ortaya koyan bilgisayar programı geliştirenleri  tebrik ediyor ve “Darısı bizim bilgisayar mühendislerimizin başına.” diyorum. 

        “Yazmak yemek gibi, içmek gibi bir ihtiyaçtır.”diyerek söze başladık. İnsan ne yiyeceğini kararlaştıramadan lokantaya giremez mi? Biz de ne yazacağımızı tespit etmeden klavyenin başına geçtik. Nasıl ki lokantada menüden bir yemek seçilirse biz de okuduklarımızdan bir konu seçerek açlığımızı gidermeye çalıştık.

        Önemli olan yalnız benim ihtiyaçlarım değil, okuyucuların da okuma ihtiyaçlarını karşılamaktır.  Demem o ki, yazı yazanın birinci görevi okuyuculara şu ya da bu biçimde yararlı olmaya çalışmaktır.
       Yararlı olmak umuduyla.

       Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli




[i] Grafoloji, elyazısını yazarın el yazısından karakterini inceleyen bir bilim dalı. Psikologların ortaya attığı bu teoriye göre, diğer davranış şekilleri gibi, elyazısı da insanın şahsiyeti hakkında bilgi vermektedir. Bu teori her şahsın belirli bir şahsiyet ve davranışlarında devamlılık göstereceğini kabul etmektedir.

Elyazısının zaman ile değiştiği doğrudur. Hastalık, ruhî gerginlik gibi hallerde de elyazısı değişmektedir. Fakat şahsiyet üzerine ilmî bir çalışmanın yalnız bu teori üzerine kurulması mümkün değildir. Ama örneğin yıllar içinde saklanan defterler sayesinde el yazınızdaki ciddi değişikliklerin bir arada incelenebilmesi olanağı sayesinde neredeyse karakterden sağlık durumunuza kadar herşeyi öğrenebilirsiniz. En bir yıllık yazılarınızın birlikte incelenmesi ile birlikte el yazınıza bakılarak check-up yapılması da mümkün olan incelemeler arasında yer alır. Bunların dışında henüz yazı yazmayı bilmeyecek kadar küçük yaşta olan çocukların yaptığı resimler ya da sadece çizgiler onun gelecekte nasıl yetenekleri olacağına dair de bilgiler vererek onların hayat içinde daha iyi yönlendirilmesine yardımcı olur.

Psikoloji ilmi içinde elyazısı ile karakterleri belirleme ve ölçme metotları henüz geliştirilmemiştir. Yine de elyazısı stiliyle şahsiyet arasındaki alakayı gösteren tecrübi sonuçlar mevcuttur. Bu bakımdan grafoloji, davranış ilminde son zamanlarda önemli bir yer tutmaya başlamıştır. Yalnız yukarıda anlatılanlar adli (in. en:forensic) grafoloji için geçerli değildir. Adli grafoloji, bir imzanın asıl mı, kopya mı olduğunu veya iki ayrı belgenin aynı şahıs tarafından yazılıp yazılmadığı gibi konuları inceler. Bulduğu neticeler adli delil kabul edilir. http://tr.wikipedia.org/wiki/Grafoloji

[ii] http://www.hurriyet.com.tr/kelebek/saglik/27392148.asp

Not:
Sabahattin Gencal'dan yaşlılara öğütler:
(Tıklamayı unutmayın)









Hiç yorum yok:

Yorum Gönder